HALIDE EDIP ADIVARIN LIBERALIZMLE IMTIHANI
Bahadir Turk
Liberalizmin
temelinde cogulculuk, suphecilik, moral otonomi, serbest piyasa, gucler
ayriligi ve anayasacilik gibi temellere dayanir.
Turkiyede liberalizm milliyetci muhafazakar gelenekle iletisime gecebilmek adina onarin bazi soylemlerini bunyesine katmistir.
1908deki
kanuni esasiye cok sevinir kendisi fakat 31 mart vakasinda olumle
tehdit edilince misira kacar. tabii bu sureden once gazetelerde ufak
ufak yazmaya baslamistir. oradan da birsure sonra ingiltereye gecer.
burada dusunurlerle biraraya gelir ve feminizm, demokrasi gibi konularda
kendisini gelistirir. ulkeye dondudugunde ilk kadin dernerklerinden
bir tanesini kurar turk ocaginda calisir.
balkan
savaslari sonucunda muhacirlerin makedonya topraklarinda dustugu durum
aclik ve sefaletle ana topraklarina donusu onu cok etkiler ve yardim
kampanyalari baslatmasina ragmen batinin ilgisizligi duyarsizligi onu
cok uzer ve hayran oldugu bati onda hayal kirikligi ugratir. hayranligi
azalir. daha sonra suriyeye gider ve orada adnan adivar ile evlenir.
15
mayis 1919 sonrasi isgal doneminde sultanahmet mitinglerinde adeta
efsanelesir ve devaminda kocasiyla birlikte anadoluya gecer. sakayadan
sonra fiilen cepheye de katilir.calismalari nedneiyle once onbasilik
sonra bascavusluk unvanlari verilir kendisine. gerci bu unvanlar
elestiriye neden olur. halk sargi yara bere icerisindeyken kurtulus
mucadelesinde, kendisi birkac fotograf cektirdigi icin onun derdi
baska, ciddiyetsizliktir bu denilerek elestirilmistir.
kocasi
Dr Adnan Adivar Terakkiperver Cumhuriyet Firkasinin kuruculari
arasindadir. ve kapatilma sonrasi kocasinin Ataturk ile surtusmesi
sonucu esiyle birlikte ulkden ayrilmak zorunda kalan Edip once
ingiltereye sonra Fransaya yerlesir. daha sonra columbia universitesinde
turk tarihi dersleri okutur.
Halide Edip Adivar'in
Izmir konusmasindan: birgun gelecek daha buyuk bir mahkeme, milletleri
tabii haklarindan mahrum birakanlari mahkum edecektir. o mahkeme bugun
aleyhimize olan devletlerin fertlerinden mutesekkil edecektir. cunku her
ferdin ezeli bir hak duygusu vardir ve milletleri de meydana getiren
fertlerdir. islam universitesi kurulmasi icin hindistana gider
katkilarda bulunmaya calisir. ataturkun olumunden sonra yurda doner.
1950-54 arasinda DP'nin gosterdigi bagimsiz milletvekili adaylarindan
meclise girmistir. 14 mayistaki 1950 secimini demokrasi icin onemli
oldugunu dusunur ve o gunun demokrasi bayrami olarak kabul edilmesini
onerir.
murteci, irkci, komunist bunlar birbirine
tercih edilemez demistir mecliste ve bunlari medeni dunyanin mikroplari
oldugunu da ifade etmistir.
Dogu-Bati Sorunsali
Halide
Edipe gore Dogu gorunmeyene yani ruha saplanmisken, bati gorunene yani
maddeye saplanmistir. halide edip dolayisiyla dogu-bati iliskisini
ruh-madde dikotomisine baglamistir. dogu-bati izlerini musiki zevki,
kadinin toplumdaki konumu, devlet telakkisi, fertlerin mutlulugu gibi
konular uzerinden tartisir. bu tartismanin sonucunda batinin insan hak
ve ozguluklerine vurgu yapan duzeni ovulse de halide edip doguyu tercih
eder. romaninda "garbin ruh iklimi bana soguk geldi, sarkta sukun ve
sifa ariyorum". halide edip doguyu maddi beklentilerden uzakta yasayan
bir toplum olarak tasvir eder sinekli bakkalda. Fakat daha onsrai
eserinde maddi hayati reddeden dogulu ferdin evvela kendi hukumdarlari,
sonra da garkin materyalist mustevlileri tarafindan istismar edilmistir.
hayatin varligini maddi oze indirendir gark medeniyeti. Sark ve garb
arasinda kurulan madde-ruh, hareket-duraganlik karsitligi bu iki
medeniyet arasinda bir dizi kompleks siyasal, sosyal ve ekonomik farklar
olusturmustur.
Garpin sarka galene calan yonleri
arasinda olumlu olanlar gibi olumsuz olanlar da vardir.cirkin ve haksiz
olan yanlar uzerine dusunmeye deger verir. elbette takdire sayan ve
turkiyeye ornek olmasi gereken yonleri de vardir garpin.Garp'in ustun
taraflarindan birisi insan haklari nosyonu ve bu nosyonun yasalarca
guvence altina alinmasidir.yine batida gelisen ictimai adalet gibi
muhayyel mefhumlar batinin bir diger erdemidir. bir diger nokta fikir
hurriyetidir. batinin buralara gelmesinde motor gorevi gormustur. fakat
bati devasa gucle bir noktadan sonra kontrolden ciktigi ve diger geri
kalan dunyayi kendisine hizmet eden duruma dusurmustur. bati ciddi bir
hastaligin pencesine dusmustur ve bunun nedeni madde ruh arasindaki
bozuk iliskidir.
Halide Edip ve Amerika
halide
edip amerikayi yeni Garb olarak adlandirir ve dikkatle izlenmesi gereken
bir ulke oldugunu dusunur. bu surecte dikkat edilmesi gereken bir nokta
da taklitciliktir. tamamen taklit etmenin bu cografyanin sartlarina
uyarlamamanin olumlu sonuclar vermeyecegini dusunur. abdnin
ilerlemesinde ozgurlukleri verdigi onemin yattigini dusunmektedir.
Lincoln'un halkin halk icin halk tarafindan yonetilmesi ifadesini siar
edinir. haklarin korunmasi adina anayasanin onemine isaret eder.
kendisi
lockecu dusuncenin temeli olan adalet hurriyet mulkiyet i beimsemistir
ve liberalizmi ozuyle benimseyen nadir isimlerdendir.
ona
gore hurriyet bir kultur meselesidir. uzun sure esaret altinda yasamis
toplumlarla hur yasamis toplumlarda hurriyet farkli farkli tezahur
edebilir. o da lockucu felsefeye uygun olarak hosgoru anlayisla toplumun
birarada yasamasinin mumkun olacagni vurgular ve buna ornek olarak da
osmanli ve amerikayi verir. Fakat iktisadi acidan o kadar da
serbestiyetci degildir. bireylerin belirli bir gelir seviyesine
ulasabilmesi icin devletcilige vurgu yaparken ayni zmaanda tek
ureticinin devlet olmasina da karsidir. ona gore birey olma bilinci icin
iktisadi ozgurluklerin yerlesmesi gerekir. fakat o daha cok sosyal
liberal gelenegi desteklemektedir: "sadece kazanc gayesine dayanmayan
ekseriyetin de faydasini temin eden" bir iktisadi mekanizmanin islerlik
kazanmasini talep eder.
Halide Edip'in Turk Toplumuna Bakisi
istiklal
mahkemelerinin kurulmasindan sonraki donemi tek parti diktatorlugu
olarak gormektedir. onun deyimiyle seklen demokratik kalan yonetime
diktatorluk yerlesmistir. sehy said isyani gibi isyanlarin temelinde
terakkiperver cumhuriyet firkasinin ozgurlukcu dusunceler yuzunden ortam
olustugu dusuncesi nedeniyle takrir-i sukun kanunlari cikarilir. halide
edipe gore bu mustafa kemal pasanin oynadigi gorkemli bir oyundur ve
boylece baski geleneginin olusturulmasi baslamistir. ozellikle sapka
kanununa muhalefeti agirdir. ona gore: Turke sapka giydirerek
medenilestirmek ya da asilarak idam edilecegini soylemek en azindan
sacmaliktir. sokaktaki insan bunu uygulayanlardan cok daha batilidir.
ayrica
ona gore kadinlarin toplum hayatindaki inkisafinin medeni kanundan cok
daha onceye gider ve 1908lere kadar uzanir. ayrica diyanet islerinin
konumunun bir dinsizlesmeyi degil, dinin devlet kontrolune gecmesini
isaret eder. bu ise islamin manevi gelisimine engeldir. devletin dine
mudahale ettigi yerde toplumsal baris yara alir.
osmanli
cumhuriyet iliskisine iyi kotu dikotomisi duzeyinden bakmayi reddeder. o
cumhuriyeti batililasma olarak osmanli son doneminin devami olarak
gorur. ozellikle tanzimat donemini over.
milliyetci
fikirler de barindiran Halide Edip, milliyetciligin pozitif yonlerini
onplana cikarmaya calisir. milliyetci dusunceleri zamanla evrilerek
milliyetci muhafazakar bir cizgiye gelmistir.
mustafa
kemale bakisina gelirsek iliskisi inisli cikislidir. milli mucadelede
hicbir zaman yalniz adam oldugunu dusunmez ve yanindaki kazim karabekir
refet pasa ali fuat cebesoy gibi isimlere de ovgude bulunur bol bol
Turkun Atesle Imtihaninda. fakat sembol ismin mustafa kemal oldugunu
ayni kitapta ifade eder. fakat sembol olmasina ragmen
demokratiklesme-sivillesme surecinde onu bir engel olarak gormustur.
kendisiyle birlikte olum fermani cikartilmis bu kadinin bilgi ve
azminden bol bol istifade etmistir mustafa kemal. fakat savas sonrais
donemde fikir ayriligina dusmusler ve mustafa kemalin kafasinda halide
edip negatif bir imgeye donusmutur. nutukta kendisinden sadece 3 kez
bahsetmistir mustafa kemal. ustelik bunlardan bir tanesinde mandacilik
fikrini ehveni ser olarak gormesini bahseder ve onun bu fikrini tarihsel
baglaminda ele almamis ve onun kurtulus savasindaki katkisini
reddetmistir bir nevi. zaten temelde yatan nedenlerden birisi kocasi
adnan adivarin terakkiperver cumhuriyet firkasindan olmasi yatar. her ne
kadar halide edip o donemde bir destek vermese de bunun etkisi
muhakkaktir. halide edip ulkeyi daha sonra erk etmis ve sadece 1935de
torununu gormeye gelmis onun disinda mustafa kemalin olumune kadar
don(e)memistir.
sonuc olarak ozgurluklere sahip cikan, cemaaat hayatinin kodlarini da icinde bulunduran fert anlayisini desteklemistir. dogu bati sorunsali uzerine kafa yormus, milliyetci, liberal ve muhafazakar fikirler uretmistir.
Turkiyede Siyasal Dusunceler Tarihi - Liberalizm
Friday, September 13, 2013
Thursday, May 23, 2013
NAMIK KEMAL - INTIBAH
Intibah, mayis 2013te luleburgazda kitap okumak disinsa yapacak birsyeimin olmadigi donemde okudugum vasati asamayan Namik Kemal hikayesidir. Hem Turk Klasikleri hem de Milli egitim Bakanliginin 100 temel eser kitabindan birisi oldugu icin merakla okudum. ustelik ilk defa bir Namik Kemal kitabi okuyacak olmak heyecanlandirmisti ama bekledigimi pek bulamadim.
intibah, dis dunya betimlemeleriyle Turk romaninda bir baslangic sayilir. Elestirmenler de Intibahtan ziyade diger eserlerini ozellikle de Celaleddin Harzemsah adli eseri begenmistir ve Intibahi iyi bir edebi duzey tutturulmus bir eser olarak gormemektedir.
Intibah Ali Bey'in bir ask hikayesini anlatir. kendisi camlica civarlarinda oturan isinde gucunde beyefendi ve haraa bulasmamis adete bir Istanbul beyefendisidir.Camlica firdevs(cennet, cennet bahcesi) cenneti olarak gozukmektedir onun gozune. birgun Camlica etrafinda karsilastigi Mahpeyker adli bir kadina vurulmustur. hayati saf ve temiz bir sekilde yasayan Ali bey, onu vurulmustur ve onu dusunemeden yapamamaktadir. daha sonra cesitli vesilelerle karsilasmis ve ikisi de birbirne ilgi gostermistir. Mahpeyker sehvani bir ilgi gosterirken ali beyin ilgisi saf bir ask duzeyindedir. Lakin, sehvaniyete karsi saf ilginin bir baska boyutu vardi. Mahpeyker iffetine duskun birisi degildi ve bu belkide Ali bey haric hemen hemen herkes tarafindan bilinmekteydi. Mahpeyker bunun ogrenilecegini biliyordur fakat yine de dikkatli davranarak istedigini almak istemektedir. sehvani hareketler ile Ali beyi kendisine baglamistir. Ali bey daha sonra Mahpeykerin iffetsizligini duymustur fakat mahpeyker yine de onu kandirmayi basarmistir. etkileyiciligi kandirmada bas aktordur. bu ask yuzunden negatif konusmaya kiyamadigi annesini de karsisina almistir. hayirli evlat durumlarindan birden annesine karsi annetanimaz bir hale gelmistir. fakat onu uyaran anne hakli cikacaktir ve Ali bey birgun saatlerce evinin onunde bekledigi sevdiceginin eve gelmedigini baska yerlerde konakladigini gorunce mahpeykerin uygun birisi olmadigini anlamistir. halbuki o donemde mahpeyker hafiften belalisi diyebilecegimiz daha once dusup kalktigi kisinin kendisini bir sure yalniz birakmasini ve ali bey ile ilgilenmek isteidigni soylemeye istanbula gitmistir.bu olay sonucunda ali bey eve doner. annesi ise hareme aldiklari Dilasub' u ogluna uygun gormustur. oglu da onu kabul eder cunku Dilasub hem dunya guzeli hem iffetli ve duzgun birisidir. lakin mahpeyker kaybettigi erkekten oc alma ugruna hamam ortaminda Dilasubun vucudunda beni gorerek istanbuldaki belalisinin da yardimiyla Dilasub'un erkeklerle dusup kalktigini turlu hikayelerle Ali beye duyrtur ve Ali bey bunu duydugunda cilgina doner. sonrasinda hem annesini hem de dilasubu uzer. artik tamamen baska bir insan olmustur. hazza ulasan ali bey artik yeni hazlar pesinde kosan onune geldigiyle beraber olan birisine donusmustur. mahpeyker ali beye yeni tuzaklar kurar onu elde etmek icin. en sonunda da Dilasub'u satin alarak emri altina almistir. elde edemeyince dilasub uzerinden intikam almayi dusunen mahpeykerin planini dilasub anlayarak bozar ve onun oldurulecegini idrak ederek uyarir ve bulundugu evden kacmasini saglar. bunu da yanlislikla caniyla odeyecektir. durumu anlayip kacan ali bey polisi alarak olay yerine gelmistir ama dilasub, hani kendisi icin olumu bile goe alan dilasub yanlislikla kendi yerine oldurulmustur. tabii buna sebep olan fahise Mahpeykeri de kendisi oldurmustur. bu surecten once de uzuntuler icerisindeki annesini de kaybetmis olan ali beye hapis yolu da gozukmustur.
hikayede hosuma giden ya da ilginc gelen cumleler:
namik kemal zavalli cocuk hikayesinde gorucu yoluyla evlenmeye karsi cikmis bir yazardir. yani o donemde bile bu tartisma vardir.
dunyada renklerin orta siniri olan yesilden tatli renk mi olur?
camlicaya firdevs cennetinin yere inmis bir parcasi denilse yarasir.
insan her adimini mezardan uzaklasmak icin atar, yine her adimda mezara bir adim daha yaklasir. nitekim her nefesini omrunu uzatmak icin alir, her nefeste hayatindan bir nefeslik zaman azalir.
buyuk ihtimalle olum korkusunun butun insanlari kaplamasi da olumun bir sahsa bir kere gelmesi sebebiyle alismanin mumkun olmamasindandir.
seyir ziyneti olan bir hanimefendi. letafet sahibi efendi
hakimlik taşlanilarak
bir adam bir arabaya takilmis bizim nemize lazim da kavga cikariyoruz? Ahlak hocasi miyiz, yahut zaptiye mufettisi miyiz (1870lerde durumu gormek acisindan)
kiz ise yaratilisindaki seytanlik geregince
dilasub cariye olarak ali beye hizmette bulunmaktadir. ali beyi soyup yatirmakla da yine dilasub gorevlendirildi.
yeni aldigim cariyeyi begendin mi? sizi eglendirir, begenirsen koynuna alcaksin,istedigin gibi terbiye deceksin(cariye alinip satilabilen bir kadin)
esirci zavalliyi arkasina alarak konaktan cikardigi gibi dogruca mahpeyker'in yalisina goturdu.
ali beyin annesi fatma hanimin garip naasini azatlisi olan zenci kadin, geride biraktigi esyalarin yetmis seksen kurusluk bedeliyle kaldirdi.
intibah, dis dunya betimlemeleriyle Turk romaninda bir baslangic sayilir. Elestirmenler de Intibahtan ziyade diger eserlerini ozellikle de Celaleddin Harzemsah adli eseri begenmistir ve Intibahi iyi bir edebi duzey tutturulmus bir eser olarak gormemektedir.
Intibah Ali Bey'in bir ask hikayesini anlatir. kendisi camlica civarlarinda oturan isinde gucunde beyefendi ve haraa bulasmamis adete bir Istanbul beyefendisidir.Camlica firdevs(cennet, cennet bahcesi) cenneti olarak gozukmektedir onun gozune. birgun Camlica etrafinda karsilastigi Mahpeyker adli bir kadina vurulmustur. hayati saf ve temiz bir sekilde yasayan Ali bey, onu vurulmustur ve onu dusunemeden yapamamaktadir. daha sonra cesitli vesilelerle karsilasmis ve ikisi de birbirne ilgi gostermistir. Mahpeyker sehvani bir ilgi gosterirken ali beyin ilgisi saf bir ask duzeyindedir. Lakin, sehvaniyete karsi saf ilginin bir baska boyutu vardi. Mahpeyker iffetine duskun birisi degildi ve bu belkide Ali bey haric hemen hemen herkes tarafindan bilinmekteydi. Mahpeyker bunun ogrenilecegini biliyordur fakat yine de dikkatli davranarak istedigini almak istemektedir. sehvani hareketler ile Ali beyi kendisine baglamistir. Ali bey daha sonra Mahpeykerin iffetsizligini duymustur fakat mahpeyker yine de onu kandirmayi basarmistir. etkileyiciligi kandirmada bas aktordur. bu ask yuzunden negatif konusmaya kiyamadigi annesini de karsisina almistir. hayirli evlat durumlarindan birden annesine karsi annetanimaz bir hale gelmistir. fakat onu uyaran anne hakli cikacaktir ve Ali bey birgun saatlerce evinin onunde bekledigi sevdiceginin eve gelmedigini baska yerlerde konakladigini gorunce mahpeykerin uygun birisi olmadigini anlamistir. halbuki o donemde mahpeyker hafiften belalisi diyebilecegimiz daha once dusup kalktigi kisinin kendisini bir sure yalniz birakmasini ve ali bey ile ilgilenmek isteidigni soylemeye istanbula gitmistir.bu olay sonucunda ali bey eve doner. annesi ise hareme aldiklari Dilasub' u ogluna uygun gormustur. oglu da onu kabul eder cunku Dilasub hem dunya guzeli hem iffetli ve duzgun birisidir. lakin mahpeyker kaybettigi erkekten oc alma ugruna hamam ortaminda Dilasubun vucudunda beni gorerek istanbuldaki belalisinin da yardimiyla Dilasub'un erkeklerle dusup kalktigini turlu hikayelerle Ali beye duyrtur ve Ali bey bunu duydugunda cilgina doner. sonrasinda hem annesini hem de dilasubu uzer. artik tamamen baska bir insan olmustur. hazza ulasan ali bey artik yeni hazlar pesinde kosan onune geldigiyle beraber olan birisine donusmustur. mahpeyker ali beye yeni tuzaklar kurar onu elde etmek icin. en sonunda da Dilasub'u satin alarak emri altina almistir. elde edemeyince dilasub uzerinden intikam almayi dusunen mahpeykerin planini dilasub anlayarak bozar ve onun oldurulecegini idrak ederek uyarir ve bulundugu evden kacmasini saglar. bunu da yanlislikla caniyla odeyecektir. durumu anlayip kacan ali bey polisi alarak olay yerine gelmistir ama dilasub, hani kendisi icin olumu bile goe alan dilasub yanlislikla kendi yerine oldurulmustur. tabii buna sebep olan fahise Mahpeykeri de kendisi oldurmustur. bu surecten once de uzuntuler icerisindeki annesini de kaybetmis olan ali beye hapis yolu da gozukmustur.
hikayede hosuma giden ya da ilginc gelen cumleler:
namik kemal zavalli cocuk hikayesinde gorucu yoluyla evlenmeye karsi cikmis bir yazardir. yani o donemde bile bu tartisma vardir.
dunyada renklerin orta siniri olan yesilden tatli renk mi olur?
camlicaya firdevs cennetinin yere inmis bir parcasi denilse yarasir.
insan her adimini mezardan uzaklasmak icin atar, yine her adimda mezara bir adim daha yaklasir. nitekim her nefesini omrunu uzatmak icin alir, her nefeste hayatindan bir nefeslik zaman azalir.
buyuk ihtimalle olum korkusunun butun insanlari kaplamasi da olumun bir sahsa bir kere gelmesi sebebiyle alismanin mumkun olmamasindandir.
seyir ziyneti olan bir hanimefendi. letafet sahibi efendi
hakimlik taşlanilarak
bir adam bir arabaya takilmis bizim nemize lazim da kavga cikariyoruz? Ahlak hocasi miyiz, yahut zaptiye mufettisi miyiz (1870lerde durumu gormek acisindan)
kiz ise yaratilisindaki seytanlik geregince
dilasub cariye olarak ali beye hizmette bulunmaktadir. ali beyi soyup yatirmakla da yine dilasub gorevlendirildi.
yeni aldigim cariyeyi begendin mi? sizi eglendirir, begenirsen koynuna alcaksin,istedigin gibi terbiye deceksin(cariye alinip satilabilen bir kadin)
esirci zavalliyi arkasina alarak konaktan cikardigi gibi dogruca mahpeyker'in yalisina goturdu.
ali beyin annesi fatma hanimin garip naasini azatlisi olan zenci kadin, geride biraktigi esyalarin yetmis seksen kurusluk bedeliyle kaldirdi.
Labels:
ali bey,
intibah,
maypeyker,
namik kemal,
namik kemal intibah
Tuesday, January 8, 2013
rezerv opsiyonu mekanizmasi ROM nedir?
sermaye hareketlerindeki asiri oynakliga karsi onlem almak adina TCMB'nin gelistirdigi bir enstrumandir. son donemde sermaye hareketliligindeki artis ya da oynaklik nedeniyle merkez bankasi yeni enstrumanlar kullanmayi kendine hedef edinmistir. burdaki amac ekonomik soklara karsi ekonominin direncini artirmaktir.
politika su sekilde uygulanmakta:
bilindgini varsaydigimiz uzere TCMB acik piyasa islemleriyle piyasalara mudahale etmek istediginde kullandigi araclardan bir tanesi rezerv oranlari idi. bu sistemde TL rezerv zorunlulugu varken ROM ile TL zorunluluklarinin belirli bir yuzdesini doviz ya da altin olarak tutabilme imkani olusacaktir. Bu imkânın hangi ölçüde kullanılabileceğini ise rezerv opsiyonu oranı ile belirlenmektedir. Birim TL zorunlu karşılık başına tesis edilebilecek doviz (ya da yabanci para) veya altın karşılığını belirleyen katsayılar ise rezerv opsiyonu katsayısı (ROK) olarak ifade ediliyor.
ornegin rezerv opsiyon oraninin %60 oldugu bir durumda her 1 TL rezerv zorunlulugunun 0.6TL si yabanci para cinsinden tutulabilecektir.burda ROK katsayisini 1 olarak aliyoruz. dolayisiyla 0.6 TL ye karsilik gelen bir doviz miktari rezervde durur. ROK katsayisi 1.5 oldugu durumda 1.2 TL ye karsilik gelecek kadar, katsayinin 2 oldugu durumda ise 2TL ye karsilik gelecek kadar doviz cinsinden rezerv tutabilecektir bankalar.
bu katsayi rezerv oranina gore degisebilir. uc cesit ygulamadan bahsediyor TCMB:
sabit, artan ve kademeli. suan ucuncusu uygulaniyor, rezerv opsiyon orani artikca farkli kademelerde farkli katsayi uygulaniyor. grafik olarak basamak seklinde. mevcut durumda her bir %5 lik dilim artisinda katsayi da artmaktadir.
peki banka bu oranlarin ne kadarini kullanmalidir? cunku her zaman tl kullanmak ya da her zaman doviz kullanmak en avantajlisi degildir. dolayisiyla hepsini doviz kullanmanin bir anlami yoktur. optimal nokta, esik degerini baglidir. yani maliyetlere. eger TLyi %10 dan, doviz cinsinden ise %4 ten ise esik degeri 10/4=2.5 olmaktadir. esik degeri 2.5 olana kadar bankalar doviz cinsinden rezerv bulundurmasi optimal olabilecektir. aslinda burda payda kisminda doviz oraninin etkisi de vardir fakat ifade edilis olarak payda, dovizdeki degisimin etkisini de goz onune alarak doviz cinsinden borclanmanin tl cinsinden degerini ifade etmektedir.
sermaye girisinin yuksek oldugu donemlerde esik ROK artmaktadir dolayisiyla rezervin daha yuksek bir kismini dovizolarak tutabilme optimalitesi olusacaktir. dolayisiyla fazla doviz girisi oldugunda rezerv olarak merkez bankasinda tutulacak doviz yani iyasadan bir kismi cekilmis olacaktir. tl degerlenme baskisi onlenecektir.
olusan TL fazlaligi ise sterilizasyon ile emilecektir. TCMB;nin ifadesine gore burada ortaya cikacak TL fazlaligi tcmb doviz satin aldigi durumda olusacak TLden de dusuk olacaktir.
caner gerek
Saturday, December 15, 2012
temel iktisatcilar 14 - carl menger
Carl Menger Avusturya iktisat okulunun kurucusu veyahut babasi olarak kabul edilen gecen yuzyilin en onemli iktisatcilarindan biridir.
Menger 1840 yilinda o zamanlar Avusturyaya sinmdi ise polonyaya bagli olan Galicia'da dunyaya geldi.babasinin hukucu olmasina binaen kendisi de o yoldan ilerleyip hukuk ve siyaset bilimi okumustur once Viyana Universitesinde daha sonra ise Prag universitesinde okumustur, 1867 yilinda da Kracow Universitesinde hukuk doktorasi yapmistir.
mezuniyetinin ardindan onemli bir Viyana gazetesinde finansal muhabirlik yapmis daha sonra da avusturya basbakanligi basin ofisinde calismistir.bu surecte ekonomi prensipleri (Principles of economics) uzerine calismistir. bu calismasi sayesinde sohreti artmis ve Viyana Universitesi hukuk fakultesinde akademisyenlige baslamistir. 3 yil sonrasinda ordinaryus profesorluk pozisyonuna atanmis fakat daha sonra bu gorevden istifa edip Avrupa yollarina dusmustur. 1879 yilinda viyana universitesinin teklifini kabul edip tum zamanini iktisat gretme ve yazmaya ayirmaya baslamistir.
manger iktisada iki temel katkida bulunmustur: birisi deger teorisi uzerine digeri ise iktisat metodolojisi uzerinedir. kendisi degerin marjinal faydasi teorisi ve azalan marjinal fayda teorisi uzerine ilk calisma yapan kesfedenler arasindadir. avrupa kitasindaki ozellikle ingilteredeki soyut ve teorik iktisat calismalarindan ayri olarak daha insana dokunan reel dunya uzerine calismalar yapmak istemistir. mevcut calismalardan ve gittigi yonden hosnutsuzdur. onun cikis noktasi mallar ve mallarin bir deger ifade etmesidir cunku onlar insanlarin ihtiyaclarini karsilamaktadir.
klasik ingiliz iktisatcilardan ayri olarak mengel degerin, nesnel faktorlerden ziyade oznel faktorlerce belirlendigini dusunmektedir. deger dedigimiz sey nesnel bir sekilde urunun kendisinde bulunmaz.onun yerine insanlarin verdigi deger yargilar ile belirlenir.ornegin altin ya da mucevher insanlarin verdigi degerlerle gorece daha degerliymis gibi gozukmektedir. bu deger kendinden degil insanin verdigi yargidandir.insanlar bu urunleri arzular elde etmek ister ve onlari kullanisli ya da degerli bulur.boylece deger insanin tatmininden memnuniyetinden gelir. insan ihtiyaclari o mal icin talep olusturur; bu ayrica ozel mulkiyet, para gibi kurumlarin olusmasinda surukleyici guctur.
insan ihtiyaclari mevcut mal miktarindan fazla oldugundan, insanoglu ihtiyaclarini karsilamak adina mevcut alternatifler arasindan rasyonel tercihler yapmak durumundadir.dolayisiyla urunler uzerinden onel tercihler yapma durumu vardir.
ayrica menger'e gore bir maldan daha fazla ve daha fazla aldikca sonradan aldiklarindan aldigi haz azalacaktir.yani insanlar azalan marjinal fayda (diminishing marginal return) olayini tecrube etmektedirler. ornegin ayranin ictiginiz ilk yudumundan aldiginiz haz ile 2. yudumdan aldiginiz ve devaminda son yudumdan aldiginiz haz arasinda fark vardir en fazla haz ilk yudumdadir. bu durumda sinirli butceyle insanlar en basta en cok haz aldiklari urunu daha sonra da gorece daha az haz aldiklari urunu satin alirlar. tabii butce kisiti goz onunde bulunduraraktan.
ona gore malin degerini etkileyen faktor ne emek miktari ne uretimi etkileyen diger mallar ne de tekrar uretimini saglayacak miktardir, bilincinde oldugumuz hazdir asil etkileyici faktor.deger dedigimiz sey insandan geldigi icin once insandan baslamamiz gerekir yaniinsani calismaktan. buna metodolojik bireyselcilik adini vermektedir (methodological individualism).
uretim faktorlerinin de degeri vardir cunku onlar dolayli yonden insan ihtiyaclarini karsilamada gereklidir.arzu edilen mallarin uretimi icin gereklidirler. her bir uretim faktorunun urune kattigi deger marjinal verimliligine (marginal productivity) baglidir. dolayisiyla uretim faktorune odedigin deger onun meydana getirdigi degere baglidir.
tarih okuluyla girdigi metodolojik tartisma da meshurdur. tarih okuluna gore iktisat knunlari uzun zamanlarca birikmis tarihi gerceklerde bulunur.iktisadi anlamak icin tarihsel verilere bakip onlarin duznelnip cikarimlar yapilmasiyla anlasilabilir.iktisadin birey ve marketin varsayilan karakterlerine gore anlasilabilecegini reddeder. onlar goreceliligi kabul ederler ekonomik iliskileri ve politikalari goz onunde bulunduraraktan.tarih okuluna gore, dunya farkli zamanlarda farkli yerlerde farkli sekilde calismaktadir.
mengere'e gore uygun bilimsel metodoloji iktisadi olgularin gerekli karakteristigine gore arastirma yapilmasidir ya da ekonomik degiskenlerin birbirleri olan iliskilerine baglidir.trihi ya da ampirik iktisat bunu yapamaz ornegin fiyatlar dusunce talep artacaktir ama bazen ileride fiyatlarin daha da dusecegi beklentisi ile talepte artis olmaz.sonuc olarak tarihsel bakis tanimlayici sonuclara ulasamaz.
aslinda biraz karmasik gozukse de tartismanin temeli entelektuel seviyede birey davranislari bilim ile aciklanabilirligi uzerinedir. menger iktisadi sebepler ve genel teoriler bulmaya yonelik sekilde bilimsel calismayi dogru buluyordu.
\reference
fifty major economists, steve pressman (1999)
iktisadi dusunce - john stuart mill
http://crunchtime80.blogspot.co.uk/2012/11/temel-iktisatcilar-10-john-stuart-mill.html
Menger 1840 yilinda o zamanlar Avusturyaya sinmdi ise polonyaya bagli olan Galicia'da dunyaya geldi.babasinin hukucu olmasina binaen kendisi de o yoldan ilerleyip hukuk ve siyaset bilimi okumustur once Viyana Universitesinde daha sonra ise Prag universitesinde okumustur, 1867 yilinda da Kracow Universitesinde hukuk doktorasi yapmistir.
mezuniyetinin ardindan onemli bir Viyana gazetesinde finansal muhabirlik yapmis daha sonra da avusturya basbakanligi basin ofisinde calismistir.bu surecte ekonomi prensipleri (Principles of economics) uzerine calismistir. bu calismasi sayesinde sohreti artmis ve Viyana Universitesi hukuk fakultesinde akademisyenlige baslamistir. 3 yil sonrasinda ordinaryus profesorluk pozisyonuna atanmis fakat daha sonra bu gorevden istifa edip Avrupa yollarina dusmustur. 1879 yilinda viyana universitesinin teklifini kabul edip tum zamanini iktisat gretme ve yazmaya ayirmaya baslamistir.
manger iktisada iki temel katkida bulunmustur: birisi deger teorisi uzerine digeri ise iktisat metodolojisi uzerinedir. kendisi degerin marjinal faydasi teorisi ve azalan marjinal fayda teorisi uzerine ilk calisma yapan kesfedenler arasindadir. avrupa kitasindaki ozellikle ingilteredeki soyut ve teorik iktisat calismalarindan ayri olarak daha insana dokunan reel dunya uzerine calismalar yapmak istemistir. mevcut calismalardan ve gittigi yonden hosnutsuzdur. onun cikis noktasi mallar ve mallarin bir deger ifade etmesidir cunku onlar insanlarin ihtiyaclarini karsilamaktadir.
klasik ingiliz iktisatcilardan ayri olarak mengel degerin, nesnel faktorlerden ziyade oznel faktorlerce belirlendigini dusunmektedir. deger dedigimiz sey nesnel bir sekilde urunun kendisinde bulunmaz.onun yerine insanlarin verdigi deger yargilar ile belirlenir.ornegin altin ya da mucevher insanlarin verdigi degerlerle gorece daha degerliymis gibi gozukmektedir. bu deger kendinden degil insanin verdigi yargidandir.insanlar bu urunleri arzular elde etmek ister ve onlari kullanisli ya da degerli bulur.boylece deger insanin tatmininden memnuniyetinden gelir. insan ihtiyaclari o mal icin talep olusturur; bu ayrica ozel mulkiyet, para gibi kurumlarin olusmasinda surukleyici guctur.
insan ihtiyaclari mevcut mal miktarindan fazla oldugundan, insanoglu ihtiyaclarini karsilamak adina mevcut alternatifler arasindan rasyonel tercihler yapmak durumundadir.dolayisiyla urunler uzerinden onel tercihler yapma durumu vardir.
ayrica menger'e gore bir maldan daha fazla ve daha fazla aldikca sonradan aldiklarindan aldigi haz azalacaktir.yani insanlar azalan marjinal fayda (diminishing marginal return) olayini tecrube etmektedirler. ornegin ayranin ictiginiz ilk yudumundan aldiginiz haz ile 2. yudumdan aldiginiz ve devaminda son yudumdan aldiginiz haz arasinda fark vardir en fazla haz ilk yudumdadir. bu durumda sinirli butceyle insanlar en basta en cok haz aldiklari urunu daha sonra da gorece daha az haz aldiklari urunu satin alirlar. tabii butce kisiti goz onunde bulunduraraktan.
ona gore malin degerini etkileyen faktor ne emek miktari ne uretimi etkileyen diger mallar ne de tekrar uretimini saglayacak miktardir, bilincinde oldugumuz hazdir asil etkileyici faktor.deger dedigimiz sey insandan geldigi icin once insandan baslamamiz gerekir yaniinsani calismaktan. buna metodolojik bireyselcilik adini vermektedir (methodological individualism).
uretim faktorlerinin de degeri vardir cunku onlar dolayli yonden insan ihtiyaclarini karsilamada gereklidir.arzu edilen mallarin uretimi icin gereklidirler. her bir uretim faktorunun urune kattigi deger marjinal verimliligine (marginal productivity) baglidir. dolayisiyla uretim faktorune odedigin deger onun meydana getirdigi degere baglidir.
tarih okuluyla girdigi metodolojik tartisma da meshurdur. tarih okuluna gore iktisat knunlari uzun zamanlarca birikmis tarihi gerceklerde bulunur.iktisadi anlamak icin tarihsel verilere bakip onlarin duznelnip cikarimlar yapilmasiyla anlasilabilir.iktisadin birey ve marketin varsayilan karakterlerine gore anlasilabilecegini reddeder. onlar goreceliligi kabul ederler ekonomik iliskileri ve politikalari goz onunde bulunduraraktan.tarih okuluna gore, dunya farkli zamanlarda farkli yerlerde farkli sekilde calismaktadir.
mengere'e gore uygun bilimsel metodoloji iktisadi olgularin gerekli karakteristigine gore arastirma yapilmasidir ya da ekonomik degiskenlerin birbirleri olan iliskilerine baglidir.trihi ya da ampirik iktisat bunu yapamaz ornegin fiyatlar dusunce talep artacaktir ama bazen ileride fiyatlarin daha da dusecegi beklentisi ile talepte artis olmaz.sonuc olarak tarihsel bakis tanimlayici sonuclara ulasamaz.
aslinda biraz karmasik gozukse de tartismanin temeli entelektuel seviyede birey davranislari bilim ile aciklanabilirligi uzerinedir. menger iktisadi sebepler ve genel teoriler bulmaya yonelik sekilde bilimsel calismayi dogru buluyordu.
\reference
fifty major economists, steve pressman (1999)
iktisadi dusunce - john stuart mill
http://crunchtime80.blogspot.co.uk/2012/11/temel-iktisatcilar-10-john-stuart-mill.html
Friday, November 23, 2012
temel iktisatcilar 13 - william stanley jevons
1835 yilinda yalniz yurumemek ugruna Liverpool'da dogdu. babasi demir tuccariydi, annesi ise varliklia ilenin guzel kiziydi ve gelir olarak orta ust sinifin icerisindeydiler.
varlikli bir ailenin cocugu olmasi, onun hocalarca evinde iyi bir egitim almasina ozel okullara gitmesine katkida bulundu. akabinde de university of college london da metalurji ve matematik okumaya basladi. fakat babasinin isleri bulundugu sektordeki yukselis surecinin durmasi ile kotuye gitmeye basladi. bu durumda da jevons okulu birakmaya karar verdi ve ailesine yardim etmek amaciyla Avustralya'ya calismaya gitti.
tren yollarinin fonlanmasi uzerine yapilan tartismalarin akabinde iktisata ilgi duymaya basladi ve smith, malthus ve mill gibi klasik iktisatcilari okumaya basladi.onun da iktisada damga vurmus diger iktisatcilar gibi gunun birinde iktisada damga vurup insanlarin hayatini degistirmek daha refah duzeyi yuksek bir dunya icin katkida bulunmak amaci vardi. ve bu ugurda tekrar egitim almaya karar verdi.university of college london'a donup matematik, politik ekonomi, felsefe ve tarih okumaya basladi.her ne kadar okulda aldigi egitim kendisinin okuyarak ogrndiklerinden daha az katkida bulunsa da kendisine egitimine devam etti ve plitik iktisattan hem lisans hem de master derecesi elde etti.
bu basariyi takiben owens college da bir pozisyona yerlesme sansi buldu. burada 13 sene calistiktan sonra university of college london a profesor olarak gecti. bir sure clistiktan sonra yazmaya ve dusunmek istedigi seylere odaklanamadigini dusundugunden buradaki gorevinden istifa etti. devaminda ise saglik problemleri efektif calismasina engel oldu.
jevons'un yazdigi ilk kitap The Coal Question malthusyan bir bakis acisina sahipti. mevcut komur arzini hesaplamaya calisti ve komur arzinin ileride talebi karsilayamayacagini ve ileride fiyatlarin yukselecegini ongordu. ve akabinde buyumenin duracagi kanisina vardi. bu noktada alternatif enerji kaynaginin bulunacagi konusunda kotumserdi.
bu yayinladigi ilk kitabi kendisine buyuk bir sohret getirdi, o artik unluydu 15 dakikadan daha fazlasiyla. ada basini sayfa sayfa onun komur kitligi yasanacagini sayfalarca isleyordu. boylece john stuart mill in takdirini de kazanmisti. 1961 yili icin ongordugu komur tuketimi, gercekte olan tuketimin 10 da birinde kalmisti. bu yuksek sapmali ongorusunun altinda komure ikame bir enerji kaynaginin cikacagini ongorememesi yatiyordu. hatta o kadar ki kagit konusunda da kitlik yasanacagini dusunmus olumunun 50. yilinda cocuklari hala o kagitlari bitirememisti.
fakat onun bugune kadar gelen sohretinin altinda yatan enerji kitligindan ziyade fayda analiziyle ekonomiye kazandirdiklaridir. jevons, clark ve menger birbirlerinden bagimsiz olarak oznel fayda ve azalan marjinal faydayi kesfetmeleridir.bu katkilariyla tuketici ve tuketici davranisini iktisatta ilk kez biraraya getirmis oldular.
temelinde yatan mantik ise bir gidanin ilk tuketimindeki fayda ya da haz ile sonraki tuketimlerdeki fayda yavas yavas azalmaktadir. elmanin ilk isirigindaki haz ve ikinci isirigindaki hazzin azalma egiliminde olmasi buna ornektir. devaminda jevons toplam fayda ile marjinal fayda kavramlarini birbirindne ayirmistir.boylece modern tuketici davranisi teorisinin temelleri atilmistir.
jevonsa gore tuketici en yuksek hazzi veren urunu alir. ve faydanin maksimize olacagi miktar kadar alir.
fayda kavramini emek icin de kullanmistir. isci genelde anlasilabilir degildir bu nedenle negatif fayda elde etmesi mumkundur iscinin. fakat calismaktan elde ettigin gelirin de faydasi vardir. calismanin faydasi, calismamaktan daha yuksek oldugu surece isci calismaya devam eder.
sunspot aktivitesi ile o zamanki business cycle arasinda iliski kurmustur. 10.45 ve 10.46 olmalarinin tesaduf olmadigini dusunmustur. ona gore sunspot aktivitesi hava kosullarini etkilemekte, hava kosullari da hasadi etkilemektedir. dolayisiyla sunspot yani gunes lekesi ile hasat arasinda iliski vardir.
kendisi yaptigi bu katkilar ile 19. yuzyilin en onemli 3-4 iktisatcisi arasina girmistir.
kaynak: fifty major economists, steven pressman 1999, second edition
varlikli bir ailenin cocugu olmasi, onun hocalarca evinde iyi bir egitim almasina ozel okullara gitmesine katkida bulundu. akabinde de university of college london da metalurji ve matematik okumaya basladi. fakat babasinin isleri bulundugu sektordeki yukselis surecinin durmasi ile kotuye gitmeye basladi. bu durumda da jevons okulu birakmaya karar verdi ve ailesine yardim etmek amaciyla Avustralya'ya calismaya gitti.
tren yollarinin fonlanmasi uzerine yapilan tartismalarin akabinde iktisata ilgi duymaya basladi ve smith, malthus ve mill gibi klasik iktisatcilari okumaya basladi.onun da iktisada damga vurmus diger iktisatcilar gibi gunun birinde iktisada damga vurup insanlarin hayatini degistirmek daha refah duzeyi yuksek bir dunya icin katkida bulunmak amaci vardi. ve bu ugurda tekrar egitim almaya karar verdi.university of college london'a donup matematik, politik ekonomi, felsefe ve tarih okumaya basladi.her ne kadar okulda aldigi egitim kendisinin okuyarak ogrndiklerinden daha az katkida bulunsa da kendisine egitimine devam etti ve plitik iktisattan hem lisans hem de master derecesi elde etti.
bu basariyi takiben owens college da bir pozisyona yerlesme sansi buldu. burada 13 sene calistiktan sonra university of college london a profesor olarak gecti. bir sure clistiktan sonra yazmaya ve dusunmek istedigi seylere odaklanamadigini dusundugunden buradaki gorevinden istifa etti. devaminda ise saglik problemleri efektif calismasina engel oldu.
jevons'un yazdigi ilk kitap The Coal Question malthusyan bir bakis acisina sahipti. mevcut komur arzini hesaplamaya calisti ve komur arzinin ileride talebi karsilayamayacagini ve ileride fiyatlarin yukselecegini ongordu. ve akabinde buyumenin duracagi kanisina vardi. bu noktada alternatif enerji kaynaginin bulunacagi konusunda kotumserdi.
bu yayinladigi ilk kitabi kendisine buyuk bir sohret getirdi, o artik unluydu 15 dakikadan daha fazlasiyla. ada basini sayfa sayfa onun komur kitligi yasanacagini sayfalarca isleyordu. boylece john stuart mill in takdirini de kazanmisti. 1961 yili icin ongordugu komur tuketimi, gercekte olan tuketimin 10 da birinde kalmisti. bu yuksek sapmali ongorusunun altinda komure ikame bir enerji kaynaginin cikacagini ongorememesi yatiyordu. hatta o kadar ki kagit konusunda da kitlik yasanacagini dusunmus olumunun 50. yilinda cocuklari hala o kagitlari bitirememisti.
fakat onun bugune kadar gelen sohretinin altinda yatan enerji kitligindan ziyade fayda analiziyle ekonomiye kazandirdiklaridir. jevons, clark ve menger birbirlerinden bagimsiz olarak oznel fayda ve azalan marjinal faydayi kesfetmeleridir.bu katkilariyla tuketici ve tuketici davranisini iktisatta ilk kez biraraya getirmis oldular.
temelinde yatan mantik ise bir gidanin ilk tuketimindeki fayda ya da haz ile sonraki tuketimlerdeki fayda yavas yavas azalmaktadir. elmanin ilk isirigindaki haz ve ikinci isirigindaki hazzin azalma egiliminde olmasi buna ornektir. devaminda jevons toplam fayda ile marjinal fayda kavramlarini birbirindne ayirmistir.boylece modern tuketici davranisi teorisinin temelleri atilmistir.
jevonsa gore tuketici en yuksek hazzi veren urunu alir. ve faydanin maksimize olacagi miktar kadar alir.
fayda kavramini emek icin de kullanmistir. isci genelde anlasilabilir degildir bu nedenle negatif fayda elde etmesi mumkundur iscinin. fakat calismaktan elde ettigin gelirin de faydasi vardir. calismanin faydasi, calismamaktan daha yuksek oldugu surece isci calismaya devam eder.
sunspot aktivitesi ile o zamanki business cycle arasinda iliski kurmustur. 10.45 ve 10.46 olmalarinin tesaduf olmadigini dusunmustur. ona gore sunspot aktivitesi hava kosullarini etkilemekte, hava kosullari da hasadi etkilemektedir. dolayisiyla sunspot yani gunes lekesi ile hasat arasinda iliski vardir.
kendisi yaptigi bu katkilar ile 19. yuzyilin en onemli 3-4 iktisatcisi arasina girmistir.
kaynak: fifty major economists, steven pressman 1999, second edition
temel iktisatcilar 12 - Leon Walras
1834 yilinda Evreux sehrinde dogdu Fransa'nin. Babasi acisindan sansliydi zira babasi hem ogretmen, hem de iktisatci idi. Oglunun iktisadi yonden kendisini gelistirmesini siteyen bir baba olmakla birlikte matematigi seven ve sosyal bilimlerde daha cok kullanilmasi gerektigini dusunen birisiydi.
liseyi bitirdikten sonra Fransa'nin prestijli universitelerinden birisi olan Ecole Polytechnique'e basvuru yapti fakat basvurusu geri cevrildi. bunun altinda yatan neden ilginctir ki matematiginin yetersiz olmasi ve giris sinavinda iki kez basarisiz olmasidir. bu basarisizligin ardindan Walras Ecole des Mines'in yolunu tuttu hem de sosyal bilimlerden muhendislige gecerek. fakat muhendislge karsi ilgisi olmadigindan cogu zamanini edebiyat, felsefe,sanat, tarih ve sosyal bilimler okuyarak gecirdi.akabinde okulu birakti ve roman yazmaya basladi.bu konuda cok basarili oldugu soylenemez.
bir aksam yuruyusunde babasi bugunun tabirleriyle gelecegin sosyal bilimlerd eoldugunu bu alana yonelmesini ister ve o da babasina roman yazmayi birakip iktisat ile ugrasmaya baslayacagini soyler. babasinin ve kitaplarini okuyarak ilham aldigi Cournot'un etkisiyle bilimsel iktisadi matematiksel iktisada cevirmek icin calismalara baslar.yavas fakat siki bir sekilde ilerleme gosterir. iktisat dergilerinde yayinlanmasina yonelik yazilar yazar fakat karsiliginda alabildigi tek sey red mektuplaridir.buna ragmen kendisini matematikte gelistirmeyi birakmaz ve iktisadi matematiksellestirmek icin yogun caba sarfeder.butun bu matematiksel iktisat calismalarini surdururken bir yandan da gazetede kose yazarligi ve bir sirkette yoneticiligi de yaninda yapmak durumundaydi gecim icin.bu calismalari 1870 yilinda meyvelerini vermeye basladi ve /lozan akademisinde ogretim gorevliligi pozisyonu aldi.
Lausanne da "teaching" pozisyonu onu pek mutlu etmiyordu cunku ne ogrencileri ne de isarkdaslari matematiksel iktisada ilgi duymuyorlardi. para karsiligi olmaksizin dergilere makalelerini gondermeye devam etti. sirf bunu finanse etmek adina annesinden kalan mirasi kullandi ve en sonunda yaptigi calismalar ilgi cekmeye onun taninirligini artirmaya basladi. uluslararasi sohreti ve ekonomiye yaptigi katkilar onu American Economic Association'in onur uyeligine kadar goturmustur.
Jevons ve Mergel ile birlikte marginal fayda kavramini kesfedenler arasindaydi.ayrica siki bir methodolojik bireyselcilik savunucusuydu. bu terimden kasit ekonomik olgularin hepsinin insan tercihleri ile aciklanmasidir.fakat ona ail sohreti getiren katkisi genel denge ekonomik modelidir. bu modelde ekonomik sistem birbirileriyle iliskili matematiksel denklemler olarak kabul edilir ve bu denklemlerin cozulmesiyle fiyatlarin ve miktarlarin bulunmasini aciklamistir.
farkli sektorler birbirleri ile iliski halindedir.bu fikir cantillon ve quesnay e kadar giden bir fikirdir.bu vizyona katki olarak Walras matematiksel olarak bu piyasalarin ya da sektorlerin birbirleriyle iliskisini gostermistir.ayrica yine bu alana katki olarak ekonomiler genel dengeye dogru yonelecektir.
Walras ekonomilerin dengeye dogru gitmesi durumunda ya da dis faktorler tarafindan etkilendigi durumda diger piyasalari bozmaktadir ornegin 1970lerdeki petrol krizi ile beraber bu urunlere yapilan harcamalardaki artis ile birlikte insanlar diger harcamalarini kisacaktir. tabii baska sektorlerdeki harcamalar burdaki kasit.dolayisiyla burdaki yapilan harcamalardaki azalis nedeni ile o sektorlerde uretimde azalisa gidecek ve o sektorde calisanlar is bulmakta zorlanacaktir.
buna ek olarak petrol urunlerindeki degisim uretim maliyetlerini artiracaktir. bu urunler direkt olarak petrol ile uretilmeseler bile tuketiciye ulasiminda bile maliyetlerin artisi soz konusudur. bu artis urunlerin fiyatinda da artisa neden olacaktir.tuketici ise artan fiyatli urunleri almaktan vazgececek ve fiyati artmayan urunlere yonelecektir. tabi bu yonelim fiyati artmayan urunlere olan talebi artiracak ve o sektorde daha fazla isci calisacak ve isci ucretleri yukari cekilecektir. bu degisimler dis faktorlerin sektorleri etkilemeyecegi noktaya gelene kadar devam edecektir. ve walras bunu matematiksel esitlik olarak gostermeyi basarmistir.
4 dizi esitlik vardir walrasin ekonomik modelinde.birincisi tuketicinin talep ettigi mal miktaridir.tuketici talebi bireyin tercihlerine ve mallarin fiyatlarina baglidir. tuketiciye tuketiciye satilan her urun matematiksel esitlik ile temsil edilebilmektedir.
ikinci dizi ise bireylerin aldigi urunun fiyatlarinin belirlenmesi uzerinedir. burada walras tum piyasaarin rekabetci piyasalar oldugunu varsayar ve satici tekel gucu ile daha yuksek fiyattan satma sanisina sahip degildir.bu varsayim urunun fiyatinin maliyetine esit olmasina yolacar.
yukaridaki bu iki piyasa urun piyasasi ya da tuketicilere satilan urunlerle ilgilidir.diger piyasa dizileri ise tum piyasalar ile alakalidir. bunlar girdi piyasasidir. ucret, uretim faktorleri tarafindan belirlenmektedir: iscinin aldigi maas, kira odemesi ve sermaye sahibinin kari. faktor piyasasi esitlik dizilerine girdi miktarini gostererek ya da uretime yardimci olmak icin onerilen faktorler ile katkida bulunmaktadir.
dorduncusu esitlikler ise isletmelerin almak istedigi girdinin miktarini gosteren esitliklerdir.bu ise mallarin son urun talebine, uretim teknolojisine ve tum girdilerin maliyetine baglidir.
buraya kadar ki esitliklerden birisi talep edilen urun miktarini gosterirken, bir digeri uretim maliyetine iliskin, digeri arz edilen girdi miktarini, sonuncusu ise girdi talebini gosteren esirtiliklerdir.bununla birlikte bilmemiz gereken 4 bilinmeyen vardir: her bir urunun fiyai, alip satilan son urunun talep mikatri, her bir uretim faktorunun fiyati ve arz edilen ve isletmelerce alinan her bir urunun miktari.walras son olarak bir esitlik daha ekler matematiksel sistemine. o ise uretim faktorleri ile alinan her bir paranin birseyler almak icin kullanilmasi gerektigidir.bu direkt olarak bireylerin tum gelirini harcamasi ya da dolayli olarak bazi bireylerin tasarruf yapmasi ve tasarruf yaptigi kismi diger bireylere borc vermesi ile mumkundur.
fakat bu ekstra esitlik problem olusturmustur cunku czumleme yapilabilmesi icin esitlik sayisi ile bilinmeyen sayisi esit olmalidir. bu durumu cozmek icin Walras, bir urunu tesadufi secerek diger tum urunlerin fiyatini bu urunun fiyatina bagli olarak belirlemistir.(iktisata buna numeraire good denir).boylece fazla olan bir esitsizlik problemi cozulmus olur.tbii bu durumda cikan sonuclar hangi malin fiyatinin ne oldugunu bulmaktan ziyade goreli ya da nispi fiyatlari bulmamiza yarar. yani buldugumuz fiyattan birisi 1 dolar digeri 2 dolar ise bubizze ikincisinin degerinin 2 dolar omasindan ziyade birincisine gore 2 kat daha pahali oldugunu gosterir.
walrasin bu esitlik cozumleri her daim tartismalidir gunluk hayata uygulama acisindan. piyasalarin bus ekilde denklemleri cozmedigi dolayisiyla bunun sadece soyut bir yaklasim oldugunu savunanlar olmustur. diger bir elestri ise ticari aktivitelerin bu denklemler cozulup fiyatlar belirlenmeden once gerceklestigi elestirisidir. ayrica bir kisim uretici ya da arz edici fiyati guncel duruma gore degil, beklentilere gore belirlemektedir.
neumann ayrica bu denklemler ile fiyatlarin negatif olabilecegini ifade etmistir.ayrica yine bazi fiyatlar 0 olabilecektir ve bunlar mumkun degildir.
bu elestirilere ragmen walras kurdugu bu matematiksel denklemler ile piyasalarin birbirleri ile ic iceligini gostermis yeni bir ufuk acmistir.
kaynak: fifty major economists, steven pressman
liseyi bitirdikten sonra Fransa'nin prestijli universitelerinden birisi olan Ecole Polytechnique'e basvuru yapti fakat basvurusu geri cevrildi. bunun altinda yatan neden ilginctir ki matematiginin yetersiz olmasi ve giris sinavinda iki kez basarisiz olmasidir. bu basarisizligin ardindan Walras Ecole des Mines'in yolunu tuttu hem de sosyal bilimlerden muhendislige gecerek. fakat muhendislge karsi ilgisi olmadigindan cogu zamanini edebiyat, felsefe,sanat, tarih ve sosyal bilimler okuyarak gecirdi.akabinde okulu birakti ve roman yazmaya basladi.bu konuda cok basarili oldugu soylenemez.
bir aksam yuruyusunde babasi bugunun tabirleriyle gelecegin sosyal bilimlerd eoldugunu bu alana yonelmesini ister ve o da babasina roman yazmayi birakip iktisat ile ugrasmaya baslayacagini soyler. babasinin ve kitaplarini okuyarak ilham aldigi Cournot'un etkisiyle bilimsel iktisadi matematiksel iktisada cevirmek icin calismalara baslar.yavas fakat siki bir sekilde ilerleme gosterir. iktisat dergilerinde yayinlanmasina yonelik yazilar yazar fakat karsiliginda alabildigi tek sey red mektuplaridir.buna ragmen kendisini matematikte gelistirmeyi birakmaz ve iktisadi matematiksellestirmek icin yogun caba sarfeder.butun bu matematiksel iktisat calismalarini surdururken bir yandan da gazetede kose yazarligi ve bir sirkette yoneticiligi de yaninda yapmak durumundaydi gecim icin.bu calismalari 1870 yilinda meyvelerini vermeye basladi ve /lozan akademisinde ogretim gorevliligi pozisyonu aldi.
Lausanne da "teaching" pozisyonu onu pek mutlu etmiyordu cunku ne ogrencileri ne de isarkdaslari matematiksel iktisada ilgi duymuyorlardi. para karsiligi olmaksizin dergilere makalelerini gondermeye devam etti. sirf bunu finanse etmek adina annesinden kalan mirasi kullandi ve en sonunda yaptigi calismalar ilgi cekmeye onun taninirligini artirmaya basladi. uluslararasi sohreti ve ekonomiye yaptigi katkilar onu American Economic Association'in onur uyeligine kadar goturmustur.
Jevons ve Mergel ile birlikte marginal fayda kavramini kesfedenler arasindaydi.ayrica siki bir methodolojik bireyselcilik savunucusuydu. bu terimden kasit ekonomik olgularin hepsinin insan tercihleri ile aciklanmasidir.fakat ona ail sohreti getiren katkisi genel denge ekonomik modelidir. bu modelde ekonomik sistem birbirileriyle iliskili matematiksel denklemler olarak kabul edilir ve bu denklemlerin cozulmesiyle fiyatlarin ve miktarlarin bulunmasini aciklamistir.
farkli sektorler birbirleri ile iliski halindedir.bu fikir cantillon ve quesnay e kadar giden bir fikirdir.bu vizyona katki olarak Walras matematiksel olarak bu piyasalarin ya da sektorlerin birbirleriyle iliskisini gostermistir.ayrica yine bu alana katki olarak ekonomiler genel dengeye dogru yonelecektir.
Walras ekonomilerin dengeye dogru gitmesi durumunda ya da dis faktorler tarafindan etkilendigi durumda diger piyasalari bozmaktadir ornegin 1970lerdeki petrol krizi ile beraber bu urunlere yapilan harcamalardaki artis ile birlikte insanlar diger harcamalarini kisacaktir. tabii baska sektorlerdeki harcamalar burdaki kasit.dolayisiyla burdaki yapilan harcamalardaki azalis nedeni ile o sektorlerde uretimde azalisa gidecek ve o sektorde calisanlar is bulmakta zorlanacaktir.
buna ek olarak petrol urunlerindeki degisim uretim maliyetlerini artiracaktir. bu urunler direkt olarak petrol ile uretilmeseler bile tuketiciye ulasiminda bile maliyetlerin artisi soz konusudur. bu artis urunlerin fiyatinda da artisa neden olacaktir.tuketici ise artan fiyatli urunleri almaktan vazgececek ve fiyati artmayan urunlere yonelecektir. tabi bu yonelim fiyati artmayan urunlere olan talebi artiracak ve o sektorde daha fazla isci calisacak ve isci ucretleri yukari cekilecektir. bu degisimler dis faktorlerin sektorleri etkilemeyecegi noktaya gelene kadar devam edecektir. ve walras bunu matematiksel esitlik olarak gostermeyi basarmistir.
4 dizi esitlik vardir walrasin ekonomik modelinde.birincisi tuketicinin talep ettigi mal miktaridir.tuketici talebi bireyin tercihlerine ve mallarin fiyatlarina baglidir. tuketiciye tuketiciye satilan her urun matematiksel esitlik ile temsil edilebilmektedir.
ikinci dizi ise bireylerin aldigi urunun fiyatlarinin belirlenmesi uzerinedir. burada walras tum piyasaarin rekabetci piyasalar oldugunu varsayar ve satici tekel gucu ile daha yuksek fiyattan satma sanisina sahip degildir.bu varsayim urunun fiyatinin maliyetine esit olmasina yolacar.
yukaridaki bu iki piyasa urun piyasasi ya da tuketicilere satilan urunlerle ilgilidir.diger piyasa dizileri ise tum piyasalar ile alakalidir. bunlar girdi piyasasidir. ucret, uretim faktorleri tarafindan belirlenmektedir: iscinin aldigi maas, kira odemesi ve sermaye sahibinin kari. faktor piyasasi esitlik dizilerine girdi miktarini gostererek ya da uretime yardimci olmak icin onerilen faktorler ile katkida bulunmaktadir.
dorduncusu esitlikler ise isletmelerin almak istedigi girdinin miktarini gosteren esitliklerdir.bu ise mallarin son urun talebine, uretim teknolojisine ve tum girdilerin maliyetine baglidir.
buraya kadar ki esitliklerden birisi talep edilen urun miktarini gosterirken, bir digeri uretim maliyetine iliskin, digeri arz edilen girdi miktarini, sonuncusu ise girdi talebini gosteren esirtiliklerdir.bununla birlikte bilmemiz gereken 4 bilinmeyen vardir: her bir urunun fiyai, alip satilan son urunun talep mikatri, her bir uretim faktorunun fiyati ve arz edilen ve isletmelerce alinan her bir urunun miktari.walras son olarak bir esitlik daha ekler matematiksel sistemine. o ise uretim faktorleri ile alinan her bir paranin birseyler almak icin kullanilmasi gerektigidir.bu direkt olarak bireylerin tum gelirini harcamasi ya da dolayli olarak bazi bireylerin tasarruf yapmasi ve tasarruf yaptigi kismi diger bireylere borc vermesi ile mumkundur.
fakat bu ekstra esitlik problem olusturmustur cunku czumleme yapilabilmesi icin esitlik sayisi ile bilinmeyen sayisi esit olmalidir. bu durumu cozmek icin Walras, bir urunu tesadufi secerek diger tum urunlerin fiyatini bu urunun fiyatina bagli olarak belirlemistir.(iktisata buna numeraire good denir).boylece fazla olan bir esitsizlik problemi cozulmus olur.tbii bu durumda cikan sonuclar hangi malin fiyatinin ne oldugunu bulmaktan ziyade goreli ya da nispi fiyatlari bulmamiza yarar. yani buldugumuz fiyattan birisi 1 dolar digeri 2 dolar ise bubizze ikincisinin degerinin 2 dolar omasindan ziyade birincisine gore 2 kat daha pahali oldugunu gosterir.
walrasin bu esitlik cozumleri her daim tartismalidir gunluk hayata uygulama acisindan. piyasalarin bus ekilde denklemleri cozmedigi dolayisiyla bunun sadece soyut bir yaklasim oldugunu savunanlar olmustur. diger bir elestri ise ticari aktivitelerin bu denklemler cozulup fiyatlar belirlenmeden once gerceklestigi elestirisidir. ayrica bir kisim uretici ya da arz edici fiyati guncel duruma gore degil, beklentilere gore belirlemektedir.
neumann ayrica bu denklemler ile fiyatlarin negatif olabilecegini ifade etmistir.ayrica yine bazi fiyatlar 0 olabilecektir ve bunlar mumkun degildir.
bu elestirilere ragmen walras kurdugu bu matematiksel denklemler ile piyasalarin birbirleri ile ic iceligini gostermis yeni bir ufuk acmistir.
kaynak: fifty major economists, steven pressman
Monday, November 12, 2012
temel iktisatcilar 11 - ANTONIE AUGUSTIN COURNOT
ANTONIE AUGUSTIN COURNOT (1801-1877)
Cagdas mikroekonominin ilk
gelistiricelerindendir. Talep egrisini
ilk cizen iktisatci da evet oydu. Fakat onu asil sohrete goturen calismasi 2
firmanin varoldugu sektorde fiyat davranislari uzerine yaptigi calismadir.
Cournot Fransa’da Dijon’un Gray kasabasinda
dogdu. Okul caglarinda okumaya hukuk ve matematik ile basladi.1821 yilinda
Ecole Normale Superieure den Kabul aldi. Fakat politik nedenlerle okulun
kapatilmasi nedeniyle Fransizlarin meshur Sorbonne Universitesine gecti. Mezun
olup matematikteki basarilari ona Lyons universitesinde profesorluk pozisyonu
acti. Buradaki basarisi onun yoneticilik vasfini da gostermistir. Daha sonra
Academy of Grenoble’a rector olarak atanmistir sonra da university of Dijon’a.
1862 yilinda tum islerini bir kenara
biraki, kendini fikirlerini yazmaya adamistir. Fakat bu dusuncesi gozundeki
gorme bozuklugu nedeniyle
Profesyonel kariyerine matematik alaninda
yazimlarla baslamis daha sonra felsefi konulara egilmistir; tarh felsefesi ve
bilgi teorisi uzerine ozellikle.
Researches
into the Mathematical Principles of the Theory of Wealth adli eserinde ilk defa diferansiyel kalkulus kullanan iktisatci
olmustur ve de kalkulusu firmalarin fiyat davranislari icerisinde ilk kullanan
kisiydi. Tabii onun matematigi bu sekilde iktisatin icerisine sokusu
dislanmasina ve ilgi gosterilmemesine yol acmistir. Bircok Fransiz iktisatci
onun kullandigi matematigin diger iktisatcilar tarafindan anlasilmadigini
dusunmus ve onu dislamistir. 1990’da Ekelund ve Hebert ise baska bir iddia
ortaya atmis, onun dislanmasinin sebebi anlasilmayan bir matematik kullanmasi
degil, o gunun gereksinimlerine cevap vermeyen calisma icerisinde olmasi
nedeniyle dislanmistir.
Cournot, ayrica talep egrisini fiyat
arttikca azalan sekilde cizen ilk iktisatciydi. Bugunkunden tek farki ise fiyat
yatayda iken, talep dikeydi onun cizdiginde. talep miktarini bagimli degisken,
fiyati ise bagimsiz degisken olarak Kabul etmistir ve bu nedenle bu sekilde
cizmistir.Devaminda ise denge fiyatinin arz ve talebin birbiri ile kesistigi
noktada olacagini cizerek gostermistir.eger talep arzi asarsa stoklarda azalma
gorulecektir.diger durumda ise stoklar artacak ve firma stoklari azaltmak icin
fiyati indirmek durumunda kalacaktir.
Uretimin degistigi durumda fiyatlarin artip
ya da azalacaginin firma icin onemine vurgu yapmistir. Bu durumda, marjinal
maliyet diye tanimladigi maliyeti devreye sokmus ve uretimin 1 birim arttiginda
maliyetlerin ne kadar degismesi gerektigi durumunu ortaya koymustur.ayni
sekilde marjinal gelir ise uretimin bir birim arttiginda gelirdeki degisimi
gostermektedir.
Bu iki kavrama bakarak, tekel firmanin kari
maksimize edecegini soylemistir. Kar maksimizasyonu, marjinal gelirin, marjinal
maliyete esit oldugu noktada gerceklesir ve buna gore fiyat belirlenir. Eger
marjinal maliyetin daha yuksek oldugu noktada uretirse daha yuksek kar elde
edebilecekken daha az kar elde etmis olacaktir. Eger marjinal gelir, marjinal
maliyeti asarsa, uretimi artirarak kari daha da artirabilme potansiyeli vardir,
uretimi artirmalidir.
Ayrica kendisi degisken maliyetleri, sabit
maliyetlerden ayiran ilk isimdir.
Counor, duopoly piyasanin ozelliklerini de
analiz etmistir.duopol piyasadan kasit sadece 2 firmanin rekabet ettigi
piyasadir. Bu analizinde saticinin uretim fonksiyonunu ve urunune olan talebi
bildigini varsaymistir. Buna gore uretim kararlari alacak, piyasa fiyatina
etkide bulunacaklardir.
Uluslararasi fiyatlandirmaya iliskin
olarak, arbitraj kavramiyla fiyat belirlenmesini analiz etmistir. Arbitraj, iki
farkli yerdeki fiyat farkliliklarindan kaynaklanarak alim satim yaparak kar
elde etme olayidir.eger bugday fiyati turkiyede 10 dolar amerikada 22 dolar ise
turkiyeden bugday alip amerikada bugday satarak fiyat farkindan yararlanma
yoluyla kar elde etmektir. Bu tur durumda turk bugdayina olan talep artacak, bu
da fiyatlari artiracaktir ve bu islem kar 0a inene kadar devam edecektir.
Cournot bu katkilarina ragmen bugun gorece
daha az sohretli ise bunun ardindaki neden teknik dataylar ile cok ugrasmasi
olarak gosterilir.
iktisadi dusunce tarihi - john stuart mill
http://crunchtime80.blogspot.co.uk/2012/11/temel-iktisatcilar-10-john-stuart-mill.html
iktisadi dusunce tarihi - john stuart mill
http://crunchtime80.blogspot.co.uk/2012/11/temel-iktisatcilar-10-john-stuart-mill.html
Subscribe to:
Posts (Atom)
