Yazinin hafif guncellenmis yeni linki artik su sayfadadir
http://canergerek.blogspot.com.tr/2016/07/hangi-ozel-universite-daha-iyi.html
Saturday, July 7, 2012
Friday, June 1, 2012
enflasyon hakkinda temel bilgiler
Enflasyon nedir?
Enflasyon, bir ulkede genel fiyatlar duzeyindeki degisimdir.sepet olarak adlandirilir. tukettiklerimizin hepsinin bir sepete konup fiyat degisiminin hesaplanmasi seklinde dusunulebilir.
Enflasyon cesitleri nelerdir?
Genelde kullanilan enflasyonlar, tuketici enflasyonu, uretici enflasyonu ve cekirdek enflasyondur.
Cekirdek enflasyonda neyin nesidir haci?
buna ozel kapsamli endeks de diyebiliriz. su sekilde tanimlamis tuik:
(çekirdek
enflasyon), enflasyonun geleceğine ilişkin tahmin edici gücü yüksek
olan, enflasyonun eğilimini belirleyen ve para politikasının oluşmasına
yardımcı olan göstergelerdir. Özel kapsamlı TÜFE göstergeleri,
fiyatlarda gözlenen tüm geçici etkilerin arındırılması sonucunda
fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen artışı ifade etmektedir
2012 yili itibariyle tam 444 tane urun vardir. yeterince kapsamli oldugunu dusunuyorum.
Icine bakmak istiyorum neler var sepetin icinde?
surdan bulabiliriz aslinda: http://tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?alt_id=17
Baz Yili ne demektir?
Sepete nelerin hangi agirlikla gireceginin belirlendigi yildir. belli araliklarla bu duzenleme yapilir. artik tuketimi dusen, agirligi azalan veya degisen oldukca bunun uzerinde degisiklikler yapilir. o degisikliklerin yapildigi yillardir. degisiklikten itibaren bir sonraki degisime kadar o agirliklar ve urunler yer alir. fiyat degisimi o agorlik ve urunler uzerinden hesaplanir.
Peki ya hesaplamasi nasil bunun?
Madde sepetlerinin ve ağırlıklarının güncellemesi, her yılın sonunda yapılmakta ve zincirleme Laspeyres formülü ile seri devam ettirilmektedir. Her yil Aralık ayı itibari ile, yeni maddeler endekse dahil edilmekte ya da önemini kaybeden maddeler endeksten çikarilmakta ve yeni ağırlıklar endeks hesabında kullanılmaktadır. Cari fiyatlarin, “yeni fiyat referans dönemi (Po)” olan bir önceki Aralık ayının fiyatlarına bölünmesiyle, endeks hesaplanmakta ve Aralık ayı endeksi ile çarpılarak zincirleme işlemi yapılmaktadır.
I=w * (Pi / Po)
I : endeks
Pi : cari ay fiyatı
w : ağırlık
Po: temel yıl fiyatı
It=wi * (Pit / PAralik(t-1)) * IAralik(t-1)
wi : yeni ağırlık
t : zaman
Madde çeşidi fiyatları geometrik ortalama ile hesaplanmaktadır.
Ya bu AKP bilerek dusuk olcuyor diyorlar dogru mu?
bunlar bizim kendi icimizde olusturdugumuz zehirli soylemler. TUIK yeterince ciddi bir kurumdur. bakiniz asaf savas akat, taner berksoy deniz gokce yazilari, sorunu yine ayni isimler. bu veriler bir kisinin hesapladigi elindne gectigi veriler ya da hesaplamalar degildir. saha calismasindan hem de ciddi bir saha calismasindan gelir. ve bircok kisi de bunun hesaplanmasinda rol oynar. butun bu insanlarin hepsini ayni partiden yapmak, birbirlerine celme takmaya calismayacaklarini dusunmek ve iktidar partisinin desifre olmasi durumunda inanilmaz agir bir darbe alacagi bir meseledir. bu kadar kisinin yapmasi mumkun olmadigi gibi bu kadar kisinin cok iyi birer sir tutucu olmasi gerekir. turkiyede bu sirlar hicbir zaman sonsuza dek saklanmaz.
uygulama olarak ise bir ulkede enflasyon gereginden dusuk olculuyosa, uzun donemde mutlaka ekonomi problem yasar. ustelik faiz dedigiiz degisken enflasyona bagli bir degiskendir. eger enflasyon dusuk olculuyosa faizde dusuk hesaplanip fiyatlandiriliyor demektir. bu taktirde yapmaniz gereken hemen kredi cekip bir ise yatirim yapmak, cunku faizden yuksek bir enflasyon varsa zaten siz ordan kazanir faizini de odersiniz ortalamada.ornegin enflasyon % 12 iken hukumet % 7 hesapliyorsa ve faizde % 10 ise zaten sizin ortalama bir is icin kredi cekip %10 faiz oderken kazanciniz ortalamada % 12 olur. aradaki % 2 sizin kazanc hanenize yazilir. riski cok dusuktur. bu bile yeterli gosterge olsa gerek.
Evet ofsayt. 444 tane urunden bahsediyoruz. birakin da bunlar olsun ki bunlarin bir kismi deger yitirdiginden sepetden coktan cikarildi bile. Ya cikarilmasaydi? yine birsey olmazdi. cunku enflasyon sepetinde her urun ayni agirlikta degil. petrol ya da ekmek gibi butcemizde onem arz eden urunler enflasyona daha buyuk etki eder. ne kadar cok tuketiyorsak agirligi o kadar artar, ne kadar az tuketirsek agirligi o kadar azalir. pinpon topu bir senede % 100 fiyat artisi olustursa enflasyonu % 0.1 bile etkilemez. unutma 444 urun diyoruz.
Iyi de petrole hergun zam geliyor?
Evet haklisin. ama yine unutma geriye 443 tane urun daha var ve bunlarin icindne bir kisminin fiyati dusuyorda. Iphone denen alet bugun 2000 TL ise 2 ay sonra 1600 TL ye dusuyor. senin 1 senede benzine harcadigin paradan cok daha fazlasi Iphone a gidiyor, televizyon aliyorsun ona gidiyor 3 ay sonra bakiyorsun o TV nin fiyati mutlaka dusmus. Petrol olmasa belki enflasyon suan % 11-12lerde degil belki %8-9 larda olurdu. Yetmez mi bu kadar bir sepete etki?
Iyi de benim harcamalarima bakiyorum benim enflasyonum yuksek?
O senin enflasyonun. sen 444 urunun hepsini birden kullanmiyorsunki? belki sen Tir soforusun petrol fiyatlari cok onemli senin icin. ben ise evimin onundeki okulda ogretmenlik yapiyorum petrole hic para vermiyorum. herkesin kendi enflasyonu vardir. ama hepimizin toplamindan cikandir TUIK in yayinladigi rakamlar
Ne zaman aciklaniyor bu enflasyon rakamlari?
Her ayin 3 unde saat 10:00 da. haftasonuna denk gelirse pazartesi gunune sarkar
Saturday, May 26, 2012
memur maas zammi ve bakan simsek
turkiye mayis 2012 itibariyle memur maas zammini tartisiyor. ozellikle bakan simsekin dolar uzerinden maas zamlarindaki geldigi durumu aciklamasi kafalari karistirmis durumda.
Aslinda akla gelen ilk soru su olsa gerek: neden memurlar maaslarini TL cinsinden alirken, bakan simsek akp donemindeki memur maas zamlarini $ cinsinden ifade etti?
aslinda bu ifade sekli hatali olmasa bile biraz cinlik icermekte. memur maasini TL olarak alip TL olarak harcadigi surece ve yurtdisindan herhangi bir hizmet almadigi surece pek bir degeri yok. $ cinsinden ifade sadece memurun gelinen noktada dis ulkede harcama yapacagi taktirde 3 asagi 5 yukari 2002 yilina gore ne kadar daha fazla harcama yapacagini gosterir. yani turkiyeden cikip amerikaya gitseydi 3 kati civarinda harcama yapabilecegini gosteriyor, tabii amerikadaki enflasyonu ihmal edersek.memur bunu yapmadigi icin aslinda bu noktada bu veri cok anlam ifade etmiyor. memur kesimi harcamasini TL cinsinden yaptigi icin Turkiyedeki enflasyon ile memur maas zamlarini hesaba katmak daha uygundur. bu suredeki enflasyona baktigimizda 100 TL olan ortalama bir harcama 2002den 2012 ye 230 TL olmus. peki bu surede memur maas zammi ne kadar olmus? bu surede ortalama memur zammi %228 artmis, yani 100 TL olan memur maasi 328TL olmus.Bu durumda alimgucundeki artisi iki oran arasindaki fark uzerinden hesaplamak yanlis olur. yapilmasi gerekn bolmedir: 328/230=1.42. bu ne demektir? eskiden 1 tane aldiginiz urunden artik 1.42 tane alabilmektesiniz. yani alimgucundeki artis %42 olmus. memur enflasyon altinda ezildi soylemi hatalidir. ama dolar uzerinden bakildiginda 3 katina cikmis demek de insafsizlik olur. memurumuz genel olarak parasini TL olarak harcadigi icin TL cinsinden hesaplamakta yarar var.
bu tur farkli para cinsi kullanimlari uygulamada daha cok enflasyon artisinin kur artisindan daha hizli oldugu ulkelerde gorulur. iktidarlar rakamlari sisirebilmek adina doviz cinsinden ifade etmeyi tercih ederler. kurdaki artisin enflasyondan daha hizli oldugu ulkelerde ise maliye bakanlari yerel para cinsinden ifade ederler cunku bu seferde yerel para cinsinden refah artisi daha yuksektir. Turkiye orneginde ilki gecerli oldugundan bakan simsek dolar cinsinden ifade ederek hafif yollu kurnazlik yapmistir. aslinda bugun devaluasyon olsa ve dolar 2.5 TL olsa memur belkide dolar cinsinden cok kucuk bir refah artisiyla karsi karsiya kalmis gibi bir goruntu ortaya cikacakti. fakat tukettigi ekmegi dolar 2.5 TL ye bile ciksa yine dunku fiyattan alacakti. dolayisiyla TL cinsinden alimgucu degismediginden kur uzerinden degisim biraz sanal gibi olacakti. (petrol gibi dolara bagli ithal urunler haric). bizde ithal urunlerin toplam ithalattaki payi bile % 12dir. ithalatimizi tuketmekten ziyade ara mali almak ve enerji acigini kapatmak icin yapmaktayiz.
burdan cikarmamiz gereken sonuclar nelerdir?
2002 yilindan bu yana hukumet enflasyona karsi vatandasini ezdirmemistir. hatta en dusuk memur maasindaki artis %300lerde oldugundan alimgucu artisi %80i bulmakta ortalamada ise % 42 oraninda alimgucu artmis (maas artisindan enfasyonun cikarilmis hali, dikkat)
bakanin acikladigi dolar uzerinden hesap ise dogrudur fakat memuru cok ilgilendiren bir durum degildir. dolayisiyla dolar uzerinden gelir 3 katina ciksa bile harcama olarak 3 katina degil 1.4 katina cikmistir.
bu arada, gulay gokturkun yazisinda belirttigi uzere memurlarin butceden aldigi pay %30a cikmis ve ustelik memur alim artisi son 30 yilda nufus artisindan daha fazla olmustur.http://gundem.bugun.com.tr/memur-maaslari-2-193595-makalesi.aspx
alimgucunde artis olmus fakat bakanin dedigi kadar da 3 kat harcama yapacak durumda degildir memur yurtdisinda harcamadigi surece. yani bakan ekonomi guzelken kur uzerinden aciklayarak makyajla daha da bir guzel gozuksun mantigi tasimaktadir:)
son olarak da enflasyon sepeti ile ilgili yapilan elestiriler hakkinda bilgi vermek isterim. yine gulay gokturkun
gundem.bugun.com.tr/memur-maaslari-193505-makalesi.aspx yazisinin altinda enflasyon sepetindeki pinpon topundan vesaire bahsetmekte ve bunun enflasyonu dusurdugu kanisi hakim olmaktadir. aslinda bu urunlerin bircogu kaldirildi. kaldirilmasa bile sepetteki agirligi cok onemlidir. ornegin ekmek fiyati ile pinpon topunun agirligi bir olmamaktadir. cunku ekmek tuketicinin butcesi icerisinde aylik olarak cok daha buyuk yer kaplamaktadir. enflasyon sepetinin icerisinde 400den fazla tuketim maddesini de gozonunde ayrica bulundurmak gerekir. hic kullanilmadigi dusunulen bu pinpon topu vs ancak 400 kusur urunden 10 tanesi bile etmemektedir. etse bile en dusuk agirlikta olduklari icin pinpon topunda fiyat %50 bile dusus olsa enflasyonda % 1 etki yapmayacak agirliktadir. bu nedenle bu tur elestiriler anlamsizdir.
memur maasina zam dusuk mudur yuksek midir goreceli bir konudur ama yukaridakiler su goturmez rakamsal gerceklerdir. yukardaki rakamlar gecmisteki durumu ozetler memurun hakettigi maasin ne olmasi gerektigine dair bir yazi degildir.
Labels:
akp,
enflasyon,
mehmet simsek,
memur maaslari. bakan simsek
Monday, May 7, 2012
bir efsane: JR Smith
Bilinmeyen adiyla Earl III, bilinen ve meshur oldugu adiyla Jr Smith, 1985 yilinda New Jersey'nin freehold mintikasinda dunyaya geldi. dunya nufusunun % 99u icin siradan bir insanken basketbola estetik bir guzellik getirmesiyle en azindan bir kisim dunyali icin siradan biri olmaktan cikti. belki hala dunya nufusunun % 99u icin birsey ifade etmiyordur ama 99 rakamindan sonra gelen kusurat icinde eminim ki cok buyuk kipirdamalar olmustur.
Ortaokulu Millstone ortaokulundan sonra Steinert, McCorristin ve Lakewood liselerinde okudu. Sonuncusu olan Lakewood lisesindeyken basketbolla tanisti. muhtemelen 200li yillarin basina denk gelen bu donemden sonra Benedict Hazirlik okulunda okudu. Burada okudugu(!) donemde okul takiminda 27 sayi 6 ribaund 5 asist ortalamalari ile oynadi. Daha sonra efsanenin dogdugu ve dogurdugu efsaneleyle birlikte kendisi de efsane olan North Carolina Universitelerinin Chapell Hill olanina adim atmak icin niyet mektubu imzaladi. Ekonomiyle ilgilenen birisi olarak sunu da belirtmeliyim ki North Carolina Universitesi en iyi 50 ABD universitesinden biridir ve benim gibi bircoklarinin da okumak istedigi bir universitedir. Zamaninda oradan ekonomi doktorasi kabulu almama ragmen baska sartlardan dolayi Pittsburgh universitesini tercih etmisimdir.
2004 nisan ayinda Mc Donalds All American Gamesde cok basarili bir performans gosterip en degerli oyuncu secildi ve bu da birtakim fikirlerinin degismesine yolacti. Mc Donalds All American Games lise mezunlari uzerinden yapilan bir All Star macidir Kanada ve Amerikadaki en basarili lise mezunlari ogrenciler oynatilarak. Bu oyunda boy gostermis ve en iyi 35 oyuncu arasina giren isimler arasinda Magic Johnson, Isiah Thomas, Dominique wilkins, Patrick Ewing, Michael Jordan, Alonzo Mourning, Shaquille Oneal, Danny Manning, Grant Hill, Jason Kidd, Kevin Garnet, Kobe Bryant gibi isimler de var. ama mvp olabilmisler arasinda Zach Randolph, Shawn Bradley(!), shaquile oneal, kevin garnet, jj reddick, lebron james durnt beasley ve tyreke evans var.kendine gelen guveniyle birlikte kolej okumanin gereksiz oldugunu dusunen Jr Smith NBA draftlarina katilmaya karar verdi. 2004 NBA draftinda New Orleans Hornets tarafindan 18. siradan secildi liseli olarak.Caylak sezonunda 10.3 sayi ortalamasiyla oynadi. 2006da once Chicago sonra da Denver Nuggets a takas edildi. new york knicks ile yapilan bir mucadelede rakip oyuncu ile kavga etmesi nedeniyle 10 mac ceza aldi. O macta Carmelo Anthony ise 15 mac ceza almisti ve iclerinde en yuksek ceza ona verilmisti.http://www.youtube.com/watch?v=O2_WKa6BAXI
2009 yilinda Sacramento Kingse karsi kariyer macini oynadi ve tam 45 sayi gonderdi rakip potaya. bu macta tam 11 uc sayi atmistir ve attigi sayi klup rekorudur bencten gelen bir oyuncu olarak. zaten yedek olupta 3 mac 40 sayinin ustunde atabilen bir oyuncu olarak da rekor kirmistir yine. lockout suresince Cinde basketbol oynadi ve akabinde Carmelo Anthony ile New York Knicks'te bulustu. Denverda beraber oynarken bir trafik kazasi da yasamislardi. Carmelonun arabasini Jr Smith kullaniyordu. bu onun karsilastigi ne ilk ne de son trafik kazasi aslinda. ilginc olmayan bir sekilde trafik kazalarinin icerisinde buldu kendini birck kere. afroamerican basketbolcularin olaya karismalarina hangimiz alismadik ki? kazalarin birisinde hatali oldugundan 90 gun hapis ceazsi bile almisken 500 saat kamu hizmeti ve 24 gun hapis cezasi ile yirtmistir(!). ya da soyle diyebiliriz 500 saat kamu hizmeti 24 gun hapis ceazsi ve 7 nba macinda oynamama cezasi almistir. 8 ayda 5 ceza yeme gibi bir ozelligi de vardir mesela o kadar ki canavardir trafikte.
NBA tarihinin en ilginc cezalarindan birisini de o almistir. Kiz arkadasi Tahiry Jose'un izin almadan kendi macini izlerken uygunsuz bir fotosunu twitter hesabinda paylasmis ve NBA yonetiminden 75000 dolar ceza almistir. takim yonetiminden birilerinin kendisiyle konustugunu ve hatasini anladigini daha sonra itiraf etmistir.
http://sports.yahoo.com/blogs/nba-ball-dont-lie/nba-strangely-decides-fine-j-r-smith-lame-010801350.html
zaten akli basinda birisi oldugu hep tartisma konusu olmustur. daha dogrusu hic olmamistir. zakasinin onplana cikarildigi pek gorulmemisken kararlarindaki sacmaliklar hep elestirmistir. LA Lakersa karsi oynanan playoff macindaki sut tercihlerinden dolayi George Karl zekasini hedef alan aciklamalarda bulunmus bir sure surtusmuslerdi. ayni dakika icerisinde topu kaldirip 4 kez 3luk deneyip 4unde de basarisiz oldugu gorulmustur.Belkide o yetenek ile akla birarada kullanamadigi icin bugun Kobe Bryant olamamistir. Belki de bu nedenle lakabi "mucize"dir ama tek yonlu degil cift yonlu mucizelere el attigi icin de kelime hem pozitif hem de negatif anlam icerebilmektedir. mucize kelimesinin negatif anlamda cagristirabileck yegane kisidir.
ama Jr Smithi bunlar uzerinden hatirlamak animsamak basketbola yapilmis buyuk bir hakarettir. basketbol tarihindeki en guzel smaclardan bircogunda onun adi gecer. ozellikle 2010 yilinda San Antonio Spurs macinda yaptigi smaci unutmak imkansizdir bir basketbolsever icin. ingilizce explosive sozcugu sanki o dusunulerek uretilmis bir sozcuk gibi. mac rutin sekilde devam ederken birden hizlanan bir adam ve ne oldugunu anlamadan ucan ve cembere tutmasa hali nice olurdu dedirtecek sekilde potaya uzanis:
http://www.youtube.com/watch?v=ZdmsNA6yhXY
o parlak gecen sezonda gary neal hic bu kadar kendini kotu hissetmemisti muhakkak. tarihe gecen smacta poster rolunu oynamayi kim ister ki?belkide yapacagi en iyi savunma "its the Jrsmith thats the JrSmith" olabilir. bu gecerli bir mazerettir. Blake Griffin michael jordan ve hatta dominique wilkons kizmasin aa gelmis gecmis en iyi smactir bu. Ayni sezon wade de cok iyi smac yapmistir ama hani derler ya bu baska boylesi gelmedi turunden bir smacti o. 2012 playofflarina da yine damga vurmayi da eksik etmemistir smacla
http://www.youtube.com/watch?v=WVpLXF6g_PE
Caner Gerek
University of Leicester
referans
http://en.wikipedia.org/wiki/J._R._Smith#cite_note-26
Sunday, March 18, 2012
islamda piyasaya mudahale
islam prensip olarak piyasaya mudahele etmez; arz ve talep gibi tabii ve iktisadi kaideler icinde pazari serbest birakir. nitekim peygamberimizin zaman-i saadetlerinde fiyatlar yukselmis, narh koyarak fiyatlari sinirlamasi icin kendisine basvurmuslardi; soyle buyurdu: "Fiyati ayarlayan, bolluk, darlik, ve rizik veren Allah'tir. suphesiz ben, -hicbir kimsenin, benden talep edecegi mal ve can hususundaki bir haksizligim olmadan,- Allah'a kavusmak emelindeyim"
Ancak fertler bu hurriyeti toplumun zararina olacak sekilde kotuye kullanirlar, ihtikar, stokculuk, luks tuketimi koruklemek gibi yollara saparlarsa mudahale ve sinirlama zaruri olarak caiz gorulmustur.
kaynak: gunluk hayatta helaller ve haramlar, Hayrettin Karaman, iz yayincilik
Ancak fertler bu hurriyeti toplumun zararina olacak sekilde kotuye kullanirlar, ihtikar, stokculuk, luks tuketimi koruklemek gibi yollara saparlarsa mudahale ve sinirlama zaruri olarak caiz gorulmustur.
kaynak: gunluk hayatta helaller ve haramlar, Hayrettin Karaman, iz yayincilik
Saturday, March 17, 2012
EMINE AKCAY CINAYETI
CINAYETI KOR BIR BALIKCI GORDU SANIRIM. EMINE AKCAYIN OLUME GIDEN HIKAYESI
http://gundem.milliyet.com.tr/-bulgar-kadinlara-para-kaptirdi-/gundem/gundemdetay/17.03.2012/1516595/default.htm
Sokaktaki komşularına soruyoruz. “Nasıl bilirdiniz? Niye böyle yapmış olabilir sizce?” diye... Herkes “Keşke!” ile başlıyor söze... “Keşke bir ses etseydi, yardıma ihtiyacım var deseydi, ne yapıp eder, yardım ederdik. Ama hiç kimseyle görüşmezdi ki!” diyorlar, vicdan azabı ve utanç içinde... Sanki suç onlarınmış gibi çoğu konuşurken başını önüne eğiyor.
Onları rahatlatmak için, “Demek ki yoksulluğundan utandı, gurur yaptı” diyorum. Karşı komşusu 78 yaşındaki Kemal Amca, “Bizim yiyecek ekmeğimiz, ısınacak odunumuz yok dese, yardım etmez miydik kızım?” diyor. Derken ne kadar yalansız, dolansız konuştuğunu gözlerinden akan yaşlardan anlıyorum. “Bak işte o burada oturuyor ben karşıda oturuyorum. Bu kadar yakınız... Ama o kızcağızı da tanımam, kocasını da... Üç yıldır burada oturuyorlar üstelik. Hepimizin suçu var. İçine kapalı bir kızcağızmış, anlayamadık. Biz artık bu vicdan azabıyla yaşayacağız kızım” diyor... Yaşlar yine dökülüyor bir bir gözlerinden... Boğazım düğüm düğüm oluyor, konuyu değiştireyim diyorum. Emine’nin ölümünü televizyondan öğrenip, belki ailesine bir yardımım dokunur diye koşup gelen Belgin Hanım, “Tanımazdım ama ben bile vicdan azabı duyuyorum. Nasıl oldu da haberimiz olmadı? Üç gündür sürekli ağlıyorum. Zorumuza gidiyor kızım. Çok geç kaldık, çok!” diyor.
Aydınlar Mahallesi’ndeki birkaç hanenin vicdan yapması yetmez ki... Hepimiz yapmalıyız! Gerçi geç kalan vicdan olmaz ki Emine’nin derdine derman!
http://gundem.milliyet.com.tr/-bulgar-kadinlara-para-kaptirdi-/gundem/gundemdetay/17.03.2012/1516595/default.htm
17 Mart 2012 - 10:37
"Bulgar kadınlara para kaptırdı"
Adana'da çocuklarının ısınması için saç kurutma makinesini açtıktan sonra yaşamına son veren Emine Akçay'ın ölümüyle ilgili yeni iddialar...
Yoksulluğun pençesine fazla dayanamayıp iki çocuğunu yan odada hayata terk ederek kendini asan Emine’nin dramı dalga dalga yayıldı. Önce mahallesine, sonra Türkiye’ye. Mahalledeki komşuları, yakınları, “Nereden bilebilirdik” derken sızlayan vicdanlarını dindirmeye çalışıyor gibiydi...
Adana böyle bir kışı uzun süre yaşamamıştı. Titreye titreye elindeki 6 liralık bozuklukla gitti oduncuya... “Altı liralık odun verir misin?” diye sordu, yine soğuktan titreyerek... Titreten soğuk muydu onu da bilmiyoruz aslında, belki de benliğini saran umutsuzluktu! Evde gerçekten soğuktan tir tir titreyen ve sürekli ağlayan altı aylık kızı Kardelen’le, altı yaşındaki oğlu İsa bekliyordu. Ev dedikse, dört bir köşesinden nem ve soğuk geçiren bir gecekondu!
Adana böyle bir kışı uzun süre yaşamamıştı. Titreye titreye elindeki 6 liralık bozuklukla gitti oduncuya... “Altı liralık odun verir misin?” diye sordu, yine soğuktan titreyerek... Titreten soğuk muydu onu da bilmiyoruz aslında, belki de benliğini saran umutsuzluktu! Evde gerçekten soğuktan tir tir titreyen ve sürekli ağlayan altı aylık kızı Kardelen’le, altı yaşındaki oğlu İsa bekliyordu. Ev dedikse, dört bir köşesinden nem ve soğuk geçiren bir gecekondu!
DHA’nın haberine göre o oduncu çok iyi anımsıyor 26 yaşındaki gencecik Emine Hanım’ı… “Altı liralık odun olmaz ki hanım!” dediğindeki o bakışlarını da… O bakışlar üzerine 10 kilo odunu çuvala doldurmuş, “Para istemez” demiş. Hava yağmurlu, odunlar da ıslak! Yine de 10 kiloluk çuvalı sırtlayıp koştura koştura gitmiş eve Emine… Hemen sobaya atmış odunları ve yakmaya çalışmış! Bir, iki, üç deneme, nafile odunlar öyle nemli ki yakmak mümkün olmamış. Çare tükenmez demiş kendi kendine… Eski bir kamyon lastiği varmış evde, son gücüyle onu parçalayıp atmış sobaya…
Tek bir kıvılcımla cevap verse sobadaki o lastik parçası belki her şey farklı olacakmış. Yok, o gün hayat bırakın ışığı tek bir kıvılcımı layık görmemiş ona… Bilemiyoruz ama büyük olasılıkla o an vermiş kararını… O küçücük zaman diliminde hayatın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunun acı hikayesi işte Emine’ninki… Koşup saç kurutma makinesini almış, takmış fişe… Kardelen’i almış yanına, İsa’yı da çağırmış. “Al bununla hem kendini ısıt hem de kardeşini” demiş sadece…
Oğluna vasiyeti bu! Hiçbir şey yok başka ağzından çıkan… Yine titreye titreye mi geçti yatak odasına onu da bir o bir de Allah biliyor! O güne kadar çocuklarını ninniler söyleyip, sallayarak uyuttuğu salıncağın tavana çakılı demirini seçmiş son yolculuk için… Dolamış ipi kancaya, geçirmiş ilmeği boynuna… Tek ses işitmemiş İsa, elinde saç kurutma makinesi Kardelen’i ısıtmaya çalışırken… İntihar evine gidiyoruz. Aydınlar Mahallesi diye bir mahalle... Bir tabelası eksik ‘Buraya refah uğramaz’ yazan!
Taşı toprağı yoksulluk bir mahallenin en yoksul evi Emine’lerinki.. Evde ölüm sessizliği, kimse yok... Emine’nin belki de o günün sabahı yıkayıp astığı, İsa’nın kırmızısı çoktan pempeye dönmüş, lime lime olmuş kazağı, paçaları yırtık pantolonu ve daha birkaç parça çamaşır asılı duruyor balkonda... Bir de hemen altlarında, bir diğerini yakmaya uğraşıp da başarılı olamadığı kocaman kara bir araba lastiği...
"SES VERSEYDİ" DİYORLAR
"SES VERSEYDİ" DİYORLAR
Sokaktaki komşularına soruyoruz. “Nasıl bilirdiniz? Niye böyle yapmış olabilir sizce?” diye... Herkes “Keşke!” ile başlıyor söze... “Keşke bir ses etseydi, yardıma ihtiyacım var deseydi, ne yapıp eder, yardım ederdik. Ama hiç kimseyle görüşmezdi ki!” diyorlar, vicdan azabı ve utanç içinde... Sanki suç onlarınmış gibi çoğu konuşurken başını önüne eğiyor.Onları rahatlatmak için, “Demek ki yoksulluğundan utandı, gurur yaptı” diyorum. Karşı komşusu 78 yaşındaki Kemal Amca, “Bizim yiyecek ekmeğimiz, ısınacak odunumuz yok dese, yardım etmez miydik kızım?” diyor. Derken ne kadar yalansız, dolansız konuştuğunu gözlerinden akan yaşlardan anlıyorum. “Bak işte o burada oturuyor ben karşıda oturuyorum. Bu kadar yakınız... Ama o kızcağızı da tanımam, kocasını da... Üç yıldır burada oturuyorlar üstelik. Hepimizin suçu var. İçine kapalı bir kızcağızmış, anlayamadık. Biz artık bu vicdan azabıyla yaşayacağız kızım” diyor... Yaşlar yine dökülüyor bir bir gözlerinden... Boğazım düğüm düğüm oluyor, konuyu değiştireyim diyorum. Emine’nin ölümünü televizyondan öğrenip, belki ailesine bir yardımım dokunur diye koşup gelen Belgin Hanım, “Tanımazdım ama ben bile vicdan azabı duyuyorum. Nasıl oldu da haberimiz olmadı? Üç gündür sürekli ağlıyorum. Zorumuza gidiyor kızım. Çok geç kaldık, çok!” diyor.
Aydınlar Mahallesi’ndeki birkaç hanenin vicdan yapması yetmez ki... Hepimiz yapmalıyız! Gerçi geç kalan vicdan olmaz ki Emine’nin derdine derman!
"O YÜZÜ UNUTMUYORUM"
Ben böyle düşünürken Emine’nin alt komşusu Iraz Hanım geliyor yanımıza, kucağında 1.5 yaşındaki oğluyla. O da farklı bir şey demiyor; “Hiç kimseyle konuşmazdı, çok içine kapanıktı. Hiç yardım istemezdi. Hiç kimseye bir kötülüğü yoktu” diyor... Aslında bunları söyleyebilmek için adeta çabalıyor, sözcükler ağzından zar zor, kekeleye kekeleye çıkıyor. Anlıyorum ki hala şokta, üstelemiyorum... O arada adını vermek istemeyen bir adam giriyor söze, “Yanımızdan geçerken bir merhaba dese 50 kere iş bulmuştum kocasına” diyor, uzaklaşıyor... Niye böyle bir şey dediğini anlayamıyorum, ama nedense hiç samimi gelmiyor, zaten o da sormama fırsat vermeden uzaklaşıyor...
Bu arada uzaktaki oduncu çekiyor dikkatimi... “Acaba Emine en son oraya mı gitmişti elindeki 6 lirayla” deyip, gidiyorum yanına... “Yok ama benden de alırdı” diyor Adnan Küçükkara. Bakıyorum, zaten odunlar hep kapalı yerde, oradan almış olamaz diye düşünüyorum… O devam ediyor: “15 gün önce buraya geldi. Kucağında bebesi ve oğluyla... Yağmur yağıyordu. Tarttım odunu... Yüzüne baktım, çok kötüydü. ‘Ablacığım, bir sorunun mu var? Rahatsız mısın?’ diye sordum. Hiç ses etmedi. O yüzü hiç unutmuyorum, sanki ölü yüzü gibiydi. Kocasıyla gelir giderdi, selamlaşırdık, bilmezdik bu kadar yoksul olduğunu...” KİLOSU 50 KURUŞTU AMA...
“Parasını verebilmiş miydi o gün odunların peki?” diye soruyorum utana sıkıla…“Verdi. Kilosunu 50 kuruştan satıyoruz. 5 liralık odun aldı. Yüzünden belliydi, çok gururlu bir kadındı. Kimseden bir şey istememiş, öyle anlatıyorlar arkasından. Keşke bilebilseydik... Çocukları da küçücük daha... Ah abla, insan yoksulsa, bir de gururluysa bu dünyada işi çok zor!” diyor. Sözünün devamı getiremiyor, başlıyor ağlamaya koca adam...
Aklıma,“Gerçekten bir selam verse kocasına 50 kere iş bulurdum” diyen adamın sözleri geliyor... Aynen aktarıyorum oduncuya... “Bu hayat böyle işte! Kadın ölmüş gitmiş geride kalanlar hep melek oldu. Önemli olan o yaşarken bir şeyler yapabilmekti” diyor... Utanıyorum, susuyorum...
Sözün özü, Emine’nin intiharının ardından bir vicdan azabı kaplamış Aydınlar Mahallesi’ni... “Nasıl fark edemedik derdini?” diyor, kendilerini sorumlu tutuyorlar komşuları. Nasıl fark edeceklerdi ki, yoksulluk diz boyu bu mahalledeki her hanede... Herkes düşmüş kendi derdine... Geçmişte kalmış ‘sen tokken komşun aç yatmayacak’ emri gökten inen... Burada herkes aç yatıyor zira! Oduncunun sözleri herkesin kulağına küpe misali; “Yoksulsan bir de gururluysan yandın!”... İnsanlığın hali pür melali bu işte, yoksula yardım için kuyruğa giremeyen onurlu insanlar var bu ülkede hala... “Gurur karın doyurmaz ki!” demeyin sakın, “Karnı tok, ruhu aç yaşamak mıdır yoksulun kaderi?” diye sorun birilerine!
Bu arada uzaktaki oduncu çekiyor dikkatimi... “Acaba Emine en son oraya mı gitmişti elindeki 6 lirayla” deyip, gidiyorum yanına... “Yok ama benden de alırdı” diyor Adnan Küçükkara. Bakıyorum, zaten odunlar hep kapalı yerde, oradan almış olamaz diye düşünüyorum… O devam ediyor: “15 gün önce buraya geldi. Kucağında bebesi ve oğluyla... Yağmur yağıyordu. Tarttım odunu... Yüzüne baktım, çok kötüydü. ‘Ablacığım, bir sorunun mu var? Rahatsız mısın?’ diye sordum. Hiç ses etmedi. O yüzü hiç unutmuyorum, sanki ölü yüzü gibiydi. Kocasıyla gelir giderdi, selamlaşırdık, bilmezdik bu kadar yoksul olduğunu...” KİLOSU 50 KURUŞTU AMA...
“Parasını verebilmiş miydi o gün odunların peki?” diye soruyorum utana sıkıla…“Verdi. Kilosunu 50 kuruştan satıyoruz. 5 liralık odun aldı. Yüzünden belliydi, çok gururlu bir kadındı. Kimseden bir şey istememiş, öyle anlatıyorlar arkasından. Keşke bilebilseydik... Çocukları da küçücük daha... Ah abla, insan yoksulsa, bir de gururluysa bu dünyada işi çok zor!” diyor. Sözünün devamı getiremiyor, başlıyor ağlamaya koca adam...
Aklıma,“Gerçekten bir selam verse kocasına 50 kere iş bulurdum” diyen adamın sözleri geliyor... Aynen aktarıyorum oduncuya... “Bu hayat böyle işte! Kadın ölmüş gitmiş geride kalanlar hep melek oldu. Önemli olan o yaşarken bir şeyler yapabilmekti” diyor... Utanıyorum, susuyorum...
Sözün özü, Emine’nin intiharının ardından bir vicdan azabı kaplamış Aydınlar Mahallesi’ni... “Nasıl fark edemedik derdini?” diyor, kendilerini sorumlu tutuyorlar komşuları. Nasıl fark edeceklerdi ki, yoksulluk diz boyu bu mahalledeki her hanede... Herkes düşmüş kendi derdine... Geçmişte kalmış ‘sen tokken komşun aç yatmayacak’ emri gökten inen... Burada herkes aç yatıyor zira! Oduncunun sözleri herkesin kulağına küpe misali; “Yoksulsan bir de gururluysan yandın!”... İnsanlığın hali pür melali bu işte, yoksula yardım için kuyruğa giremeyen onurlu insanlar var bu ülkede hala... “Gurur karın doyurmaz ki!” demeyin sakın, “Karnı tok, ruhu aç yaşamak mıdır yoksulun kaderi?” diye sorun birilerine!
KOCASI BULGAR KADIN ÇETESİNE 60 BİN LİRA KAPTIRMIŞ
Emine Akçay’ın ölümünün perde arkasında, eşi Hüseyin Akçay’ın Bulgaristan’daki çete tarafından 60 bin lira dolandırmasının bulunduğu ileri sürüldü. Akçay’ın, İmamoğlu ilçesinde oturan annesi 50 yaşındaki Cennet Konur ve kız kardeşi Ayşe Ünal ile akrabaları, şok iddialarda bulundu. Yakınları, Emine Akçay’ın babasından kalan mirası satıp aldığı 60 bin lirayı, eşi Hüseyin Akçay’ın, Bulgaristan’dan telefonla arayıp arkadaşlık kurarak paralarını dolandıran kadın çetesine kaptırmasıyla bunalıma girip ölüme gittiğini söyledi.
Emine Akçay’ın ölüm haberlerinin medyada geniş yer bulmasının ardından Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü İpek Kobaner, Hüseyin Akçay ve babası Kazım Akçay’a taziyede bulundu. İpek Kobaner, duvarları sıvasız, çatısı çinkolu evde kalan iki çocuğa çeşitli hediyeler verdi. Çocukların sağlık durumunu soran İpek Kobaner, “Böyle bir olay hepimizi çok üzdü. Devlet olarak Emine Hanım’ın geride kalan çocuklarına sahip çıkacağız. Acil ihtiyaçları belirleyip, karşılayacağız. Çocukların yuvaya alınmasına gerek yok. Ailenin yanında kalacaklar. Hüseyin Akçay’a da iş bulmaya çalışacağız” diye konuştu.
Emine Akçay’ın ölüm haberlerinin medyada geniş yer bulmasının ardından Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü İpek Kobaner, Hüseyin Akçay ve babası Kazım Akçay’a taziyede bulundu. İpek Kobaner, duvarları sıvasız, çatısı çinkolu evde kalan iki çocuğa çeşitli hediyeler verdi. Çocukların sağlık durumunu soran İpek Kobaner, “Böyle bir olay hepimizi çok üzdü. Devlet olarak Emine Hanım’ın geride kalan çocuklarına sahip çıkacağız. Acil ihtiyaçları belirleyip, karşılayacağız. Çocukların yuvaya alınmasına gerek yok. Ailenin yanında kalacaklar. Hüseyin Akçay’a da iş bulmaya çalışacağız” diye konuştu.
Sunday, January 8, 2012
ihracatta kur etkisi ve merkez bankasi karlari
deniz gokcenin aksam gazetesindeki yazisindan alinmistir:
soru su: 2008 yılında ülkenin toplam ihracatı 134 milyar dolarmış. Ortalama kur da 1.29'muş.
Halbuki 2011 yılında gene 134 milyar dolar ihracat yapılmış. Ama ortalama dolar kuru 1.67 TL'ymiş. Bu nedenle de ihracat performansı iyi sayılabilir mi?
el cevap: Uzman denen kişiler ihracatın sadece kurdan etkilendiğini başka bir şeyden etkilenmediğini düşünüyorlar. İhracat yapanın müşterisi sanki robot, sen verdin mi, fiyat biraz ucuz oldu mu, karşındaki malı almaya mecbur sanki!
Ülkemizdeki teknik çalışmalarda 2010 yılı için hesaplanan Türkiye ihracatının kur elastikiyeti yüzde 0.1 büyüklüğünde, Türkiye ihracatı için ithalatçının gelir elastikiyeti ise yüzde 1.4 bulunuyor. Yani reel bir analizde kur yüzde bir artarsa (paramız reel değer kaybediyor) ihracatımız yüzde 0.1 artar. Ama yabancının geliri yüzde bir artarsa bizim ihracatımız yüzde 1.4 artmakta. Yani reel kurun etkisi zayıf, yabancının gelirinin artmasının etkisi ihracatımızın esas kurtarıcısı.
Bizim ihracatımızın ise kabaca yarısı hep Avrupa'ya oldu. Yani bizim ihracat performansımızı belirleyen bölge büyük çapta Avrupa.
2008 yılında Avrupa'nın (AB bütünü veya euro bölgesi diye ayırmak gerek) reel büyümesi yüzde 2-2.5 arasında.
2011 yılında ise Avrupa kriz ortamında. Büyümesi (gene AB bütünü veya Euro Bölgesi diye düşünmek gerek ) 0.5-0.6 arasında.
Dolayısıyla 2008 yılında ihracat yapacak müşteri daha boldu, 2011 yılında ise bizim müşteriler yerde sürünüyordu.
İhracat da bağımlılık içerir. Müşterilerin batıyorsa sen de batarsın. Bu nedenle 2011 yılında geriden gelip eski düzeyi yakalayan ihracat başarıdır. Dikkat edilirse 2009 yılında ihracat şampiyonu Almanya yüzde 4.7 daralmıştı. Biz de ihracata ve Avrupa'ya bağımlı olduğumuz için aynen Almanya kadar yüzde 4.7 daralmıştık.
2011 yılında ise Avrupa yavaşlayarak sadece yüzde 0.5-0.6 arasında büyürken, Türkiye de patlayan iç taleple yüzde 7-8 oranında hızla büyüyordu. Bu nedenle ithalatımızın hızla artması da normal bir sonuç.
Kaldı ki Türkiye 2011 yılının ilk iki çeyreğinde yatırımla büyüdü. Bu da cari denge açığına ve ithalat artmasına çok katkı yapan bir faktör. Üçüncü çeyrekte ekonomiyi ısıtan faktör ise özel tüketim oldu. Banka kredileri balon haline gelirken, otomotiv ve inşaat gibi büyük çapta ithalata endeksli sektörlerde büyüme hızı arttı. Bu aynı zamanda istihdamı arttırdı. Ama her şeyin fazlası fazla!
Merkez Bankası, Kasım 2010 tarihinde içeriye giren sıcak paranın fazlalığı ve kredi artış hızının yüksekliğini görerek çok doğru bir tahmin yaptı. Fren çekti. Sıcak parayı kaçırmak için kısa vadeli gecelik borç alma faizini yüzde 1.5 düzeyine indirdi. Kredi balonunun frenlenmesi için de zorunlu karşılık oranlarını yükseltti. Ancak 2011 Ağustos ayının başında ABD'nin reytingi düşüp Avrupa'daki kifayetsiz muhterislerin (siyasiler) hiçbir şey yapmayacağı ve problemlerin büyüyeceği ortaya çıkınca da bu sefer de Erdem Başçı döneminde doğru bir tahmin yapıldı ve politika değişti, fren yerine gaz geldi. Merkezin gecelik faizi yüzde 1.5 düzeyinden yeniden yükseltildi. Bir yandan zorunlu karşılıklar kısmen düşürülürken, diğer tarafta gecelik borç verme faizi de yükseltildi ki, bankaların kredi genişlemesi dursun, büyüme yavaşlasın, cari açık daralsın, kısaca yumuşak iniş gerçekleşsin.
Merkez'in kur karı 15-20 milyar $
ŞİMDİ Merkez Bankası aracı kurum iktisatçıları, analistler ve ideologlar tarafından eleştiriliyor. İtham da 'Merkez Bankası müdahale ederek belirsizlik yaratıyor!' Yahu, esas piyasadakiler belirsizliği yaratanlar. Gün içinde döviz al, sonra da döviz sat, yaklaşımın gün içinde saat bazında değişsin ve Merkez de bunu seyretsin, öyle mi? Sen kar et, ülke perişan olsun, öyle mi?
Burada 'dinsizin hakkından imansız gelir' kuralı geçerlidir. Hiçbirinizin bilgisi ve gücü Merkez Bankası'ndan fazla değil. Siz piyasada günlük oyun oynarsanız, spekülasyon yaparsanız, Merkez Bankası da bir gün gecelik borç verme faizi olan 12 üzerinden fonlar, birkaç saat sonra da 5.75'le! Bazen de ikisinin ortalamasıyla! Ne zamana kadar? Piyasa durup düşünene, normalleşene kadar!
Merkezin işleri aslında iyi gidiyor. Döviz alıp satmaktan kur karı ve menkul kıymet piyasasındaki karının toplamı 30 milyar TL düzeyini aştı. Yani Merkezin karı 15-20 milyar dolara geldi! Karlar 2012 ilkbaharında Hazine'ye devredilince bütçe açığı iyice düşecek, borç oranı da iyice azalmış olacak!
http://www.gazeteoku.com/yazar/deniz-gokce/320/ufuren-kim?
soru su: 2008 yılında ülkenin toplam ihracatı 134 milyar dolarmış. Ortalama kur da 1.29'muş.
Halbuki 2011 yılında gene 134 milyar dolar ihracat yapılmış. Ama ortalama dolar kuru 1.67 TL'ymiş. Bu nedenle de ihracat performansı iyi sayılabilir mi?
el cevap: Uzman denen kişiler ihracatın sadece kurdan etkilendiğini başka bir şeyden etkilenmediğini düşünüyorlar. İhracat yapanın müşterisi sanki robot, sen verdin mi, fiyat biraz ucuz oldu mu, karşındaki malı almaya mecbur sanki!
Ülkemizdeki teknik çalışmalarda 2010 yılı için hesaplanan Türkiye ihracatının kur elastikiyeti yüzde 0.1 büyüklüğünde, Türkiye ihracatı için ithalatçının gelir elastikiyeti ise yüzde 1.4 bulunuyor. Yani reel bir analizde kur yüzde bir artarsa (paramız reel değer kaybediyor) ihracatımız yüzde 0.1 artar. Ama yabancının geliri yüzde bir artarsa bizim ihracatımız yüzde 1.4 artmakta. Yani reel kurun etkisi zayıf, yabancının gelirinin artmasının etkisi ihracatımızın esas kurtarıcısı.
Bizim ihracatımızın ise kabaca yarısı hep Avrupa'ya oldu. Yani bizim ihracat performansımızı belirleyen bölge büyük çapta Avrupa.
2008 yılında Avrupa'nın (AB bütünü veya euro bölgesi diye ayırmak gerek) reel büyümesi yüzde 2-2.5 arasında.
2011 yılında ise Avrupa kriz ortamında. Büyümesi (gene AB bütünü veya Euro Bölgesi diye düşünmek gerek ) 0.5-0.6 arasında.
Dolayısıyla 2008 yılında ihracat yapacak müşteri daha boldu, 2011 yılında ise bizim müşteriler yerde sürünüyordu.
İhracat da bağımlılık içerir. Müşterilerin batıyorsa sen de batarsın. Bu nedenle 2011 yılında geriden gelip eski düzeyi yakalayan ihracat başarıdır. Dikkat edilirse 2009 yılında ihracat şampiyonu Almanya yüzde 4.7 daralmıştı. Biz de ihracata ve Avrupa'ya bağımlı olduğumuz için aynen Almanya kadar yüzde 4.7 daralmıştık.
2011 yılında ise Avrupa yavaşlayarak sadece yüzde 0.5-0.6 arasında büyürken, Türkiye de patlayan iç taleple yüzde 7-8 oranında hızla büyüyordu. Bu nedenle ithalatımızın hızla artması da normal bir sonuç.
Kaldı ki Türkiye 2011 yılının ilk iki çeyreğinde yatırımla büyüdü. Bu da cari denge açığına ve ithalat artmasına çok katkı yapan bir faktör. Üçüncü çeyrekte ekonomiyi ısıtan faktör ise özel tüketim oldu. Banka kredileri balon haline gelirken, otomotiv ve inşaat gibi büyük çapta ithalata endeksli sektörlerde büyüme hızı arttı. Bu aynı zamanda istihdamı arttırdı. Ama her şeyin fazlası fazla!
Merkez Bankası, Kasım 2010 tarihinde içeriye giren sıcak paranın fazlalığı ve kredi artış hızının yüksekliğini görerek çok doğru bir tahmin yaptı. Fren çekti. Sıcak parayı kaçırmak için kısa vadeli gecelik borç alma faizini yüzde 1.5 düzeyine indirdi. Kredi balonunun frenlenmesi için de zorunlu karşılık oranlarını yükseltti. Ancak 2011 Ağustos ayının başında ABD'nin reytingi düşüp Avrupa'daki kifayetsiz muhterislerin (siyasiler) hiçbir şey yapmayacağı ve problemlerin büyüyeceği ortaya çıkınca da bu sefer de Erdem Başçı döneminde doğru bir tahmin yapıldı ve politika değişti, fren yerine gaz geldi. Merkezin gecelik faizi yüzde 1.5 düzeyinden yeniden yükseltildi. Bir yandan zorunlu karşılıklar kısmen düşürülürken, diğer tarafta gecelik borç verme faizi de yükseltildi ki, bankaların kredi genişlemesi dursun, büyüme yavaşlasın, cari açık daralsın, kısaca yumuşak iniş gerçekleşsin.
Merkez'in kur karı 15-20 milyar $
ŞİMDİ Merkez Bankası aracı kurum iktisatçıları, analistler ve ideologlar tarafından eleştiriliyor. İtham da 'Merkez Bankası müdahale ederek belirsizlik yaratıyor!' Yahu, esas piyasadakiler belirsizliği yaratanlar. Gün içinde döviz al, sonra da döviz sat, yaklaşımın gün içinde saat bazında değişsin ve Merkez de bunu seyretsin, öyle mi? Sen kar et, ülke perişan olsun, öyle mi?
Burada 'dinsizin hakkından imansız gelir' kuralı geçerlidir. Hiçbirinizin bilgisi ve gücü Merkez Bankası'ndan fazla değil. Siz piyasada günlük oyun oynarsanız, spekülasyon yaparsanız, Merkez Bankası da bir gün gecelik borç verme faizi olan 12 üzerinden fonlar, birkaç saat sonra da 5.75'le! Bazen de ikisinin ortalamasıyla! Ne zamana kadar? Piyasa durup düşünene, normalleşene kadar!
Merkezin işleri aslında iyi gidiyor. Döviz alıp satmaktan kur karı ve menkul kıymet piyasasındaki karının toplamı 30 milyar TL düzeyini aştı. Yani Merkezin karı 15-20 milyar dolara geldi! Karlar 2012 ilkbaharında Hazine'ye devredilince bütçe açığı iyice düşecek, borç oranı da iyice azalmış olacak!
http://www.gazeteoku.com/yazar/deniz-gokce/320/ufuren-kim?
Subscribe to:
Posts (Atom)


