Thursday, August 2, 2012

agrili melek karaaslan


O kadar cok kadin cinayeti oluyor ki turkiyede, insan bir yerden sonra kaniksiyor. En fazla aksam haberlerinin sonuna kadar uzuluyor. Bircesit yedigin golu cikarmasi uzun surmemesi durumu. Bazilari oyle olmuyor ama. Melek’in olumu de oyle birsey. Tipki emine akcayin olumu gibi. Emine akcay intihar ettiginde bir hafta kendime gelememistim. Kocasi memleketim duzicinde calisirken yoksulluktan intihar etmisti. hikayesini okuyunca sarsiyor insani. O gun odun almaya gidiyor 6 liralik. Islak odunlardan aliyor. Yanmiyo tabii. Sonra lastik parcasini aliyor onunla yakmaya calisiyor yine yanmiyor. Yansa bunlarin hicbiri olmayacak. Ya da en azindan ertelenecek ama o da olmuyo yanmiyor bir turlu. Hala da aklima gelir yansaydi o lastik diye. Sonar sac kurutma makinesini cocuguna verip onunla isinmalarini isteyip intihar ediyor.

Melek de ayni durumda öldu. Herkesin bakislari arasinda. Goz gore gore oldu. Bazen diyorum ben orda olsam mudahale eder miydim? Cok da inanamiyorum mudahale ederdim dememe. Vicdan dedigin nasil suan sarsiyosa icten ice, o soruyu sorarken de sarsiyor hakikaten mudahale ederdim diyemiyorsun da. Belki edersin ama ikiyuzluluk gibi geliyor ederdim demeye. Hikaye kisaca su:

Ağrı'nın Hamur ilçesinde 8 yıl önce evlendirildiği kocası ve kocasının ailesi tarafından dövülerek akıl sağlığını kaybeden Melek, tuvalete bağlanmış ve açlıktan ölmek üzereyken bulunmuştu. Günlerce tuvalete bağlı kaldığı için yürüyemeyen, açık yaraları kurtlanan 24 yaşındaki talihsiz kadın Ankara'da tedavi gördüğü hastanede öldü. Melek'in yürek burkan hikayesini kamuoyuna ilk duyuran SABAH, bu kez talihsiz kadının köyünde ailesiyle görüştü. Şiddet gören kızlarını kurtarmak için çok uğraştıklarını anlatan acılı aile Melek'i ilk buldukları an yaşadıklarını anlattı. Hapsedildiği tuvalette 4 yaşındaki oğlu tarafından ekmekle beslenen talihsiz kadının ilk sözleri "Anne çok açım" olmuştu. Tüyler ürperten bir hikayeyle hayata gözlerini yuman Melek'in büyüdüğü Ağrı'nın Çağlayan köyünde Melek'ten sonra keşfedilen bir Melek var. Köyde taziye ziyaretlerinin biri bitiyor, diğeri başlıyor. Köye girişimizde BDP heyetiyle karşılaştık. Önceki gün de Ağrı Valisi'nin ziyaret ettiği köy, sanki Melek'le yeniden keşfedilmiş gibi.

BABAMA SİLAH ÇEKTİLER
Ziyaretçilerin ardından Melek'in 16 yaşına kadar büyüdüğü evde annesi Hanım, babası Kasım, amcası Aziz Levent ile kızkardeşleri Aysu, İnci, Sevgül ve ağabeyi Reis'ten Melek'in öyküsünü dinledik. Ve bu öyküde yine hiç kimsenin bilmediği ayrıntılarla karşılaştık. İlk sözü Diyadin'de bir köyde evli olan İnci alıyor: "Ablamın yaşadığı şiddeti biliyorduk. Babam her seferinde gidip onlarla kavga ediyordu, birkaç sefer alıp eve getirdi. En son geldiğinde bir ay kalmıştı. Ama onlar 'gelinimizi verin' diyorlardı. Bir defasında kayınvalidesi Naciye Karaaslan babama silah d a h i çekti." Melek'in 7 erkek çocuğu babası olan amcası Aziz'i en çok üzen olaylardan biri yeğeninin saçının zorla kesilmesi olmuş. Aziz Levent, Melek'i en son geçen sene görmüş. O zaman çok sağlıklı olduğunu söylüyor ve oralar için önemli bir ayrıntıdan bahsediyor: "Karaaslan ailesi Melek'in hep sağlıksız olduğunu iddia ediyor. Ama bu yalan. Melek öyle güçlü bir kızdı ki, ailenin 300 koyunluk sürüsünü tek başına güderdi. O güçlü ve güzel kızı bir avuca sığacak hale dönüştürmüşler üstelik bir de saçını 3 numara kesmişler. Öğrendiğimiz kadarıyla bunu da kayınvalidesi ve kocası birlikte yapmış."

"BEBEK ÖLÜ DOĞDU"
Melek'i bir tanıdıklarının aracılığıyla Karaaslan ailesiyle görücü usulü evlendiren Hanım ve Kasım Levent, Karaaslan ailesinden duydukları korkuyu gizlemeden konuşuyorlar. Kızının durumunu öğrendikten sonra kocasıyla Hamur'daki Karaaslan ailesinin evine giden Hanım Levent'in tanıklığı ise daha önemli ayrıntılar içeriyor: "Kızımı tuvalette o halde gördüğümde bayılarak kendimden geçmişim. Ayıldığımda kocam, Naciye Karaaslan'ın üstüne yürüyerek 'Madem bakmayacaktınız getirip kapımın önüne koysaydınız ya da devlete haber verseydiniz' diye bağırıyordu. Götürmek isteyince o anda bile bize engel oldular. Önce yatağını, yorganını, sandığını da götürün diye oyalamak istediler. Anladık ki polisin onu tuvalette bir tahtanın üstünde bulmasını istemiyorlardı. Ağlaya ağlaya polise gittik. Polis geldiğinde Melek'i alarak bir taksiye bindirdik. 'Askeriye bile gelse onu götüremezsiniz' diyorlardı. Tehditleri işe yaramayınca bindiğimiz taksiyi taşlamaktan bile çekinmediler." Ablasının son günlerinin tanığı olan 16 yaşındaki Aysu'nun anlatımlarıysa yürek parçalayıcı. Ablasının kendisine "Beni tuvalete kocam ve kayınvalidem bağladı, saçlarımı da onlar kesti" dediğini anlatan Aysu sözlerini şöyle sürdürüyor: "Ablam bir yıl hamile kalmadı. Kayınvalidesi bütün gelinler doğurdu, sen doğurmadın diye baskı yapmaya başlamış. Bir yıl sonra hamile kaldı ve doktor ultrasonda bebeğin kız olacağını söyledi. Onlar da baskılarını sürdürdüler ve bir gece yarısı onu karda dışarı attılar. Fakat ne yazık ki doktor yanılmıştı. O bebek erkekti ama soğukta doğduğu için öldü." Ablasının kocasından ve ailesinden çok korktuğu için son ana kadar yaşadıklarını kendilerine anlatmadığını, ancak sürekli sırt ağrılarından şikayet ettiğini söyleyen Aysu Levent bu ağrıların nedeninin de demir sopayla dövülme sonucu olduğunu komşulardan öğrendiklerini aktarıyor. Sekiz çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olan Melek'in ölümünden sonra askerden izin alarak Ağrı'ya gelen kardeşi İdris ve anne babasıyla Ağrı merkezde buluşuyoruz. Baba Kasım Levent'in anlattıkları kan donduracak cinsten: "Melek'i bulduğumuzda üstündeki sineklerden yüzü dahi görünmüyordu. 4 yaşındaki oğlu Hakan annesinin ağzına ekmek veriyordu ve o yaşında altını temizlemeye çalışıyordu. Onu hastaneden önce büyük oğlumun evine getirdik, yıkadık. Kendine gelir gelmez 'Açım' dedi. Annesi yoğurda ekmek doğrayarak yedirdi. Karnını doyurduktan sonra 'Oh mis gibiymiş' diye gülümsedi."

"O BENİM CİĞERİMDİ"
Neden kızlarıyla Ankara'ya gitmedikleri sorusunu ise şöyle yanıtlıyor: "'Melek iyileşecek ve bir hafta burada' dediler. Oğlumuzu ve gelinimizi Melek'le bırakıp köye gittik, ertesi gün dönecektik. Sonra Ankara'ya kaldırılmış, oğluma da gelmene gerek yok denmiş." Baba kamuoyunun kendisine yönelik tepkisinden de şikayetçi: "Gücüm olsaydı o adamlar bu kadar rahat dışarıda dolaşamazdı. Bizi korkutmuşlardı." Savcının kendisine "Niye yardım etmediniz?" diye sorduğunu da anlatan baba, Melek'in sadece bel ağrısı şikayeti olduğunu belirterek "O benim ciğerimdi, bu kadar insanlıktan çıkacaklarını bilseydim bırakır mıydım. Bunu vahşi hayvanlar bile yapmaz" diye yanıt veriyor.

"O AİLE İŞKENCEYLE ÖLDÜRMEKTEN YARGILANMALI"
Melek Karaaslan'ın (24) faillerinin dört ayrı suçtan yargılanması gerektiği belirtildi. Sokakta doğurduğu çocuğunun ölümünden sonra bunalıma giren iki çocuk annesi Karaaslan'ın ölümüne neden olan eşi ve eşinin ailesinin sadece 'adam öldürmek' değil, 'eziyet', 'eşe karşı yaralama sonucu ölüme sebebiyet vermek' , 'kişiyi hürriyetinden yoksun kılma' suçlarından yargılanması gerektiğini belirten Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkan Yardımcısı avukat Münip Ermiş şöyle konuştu: "Yasa hiçbir hukuki yoruma izin vermeyecek kadar açıktır. Karaaslan'ın Adli Tıp raporu çıktıktan sonra yargılamanın daha sağlıklı gideceğini düşünüyorum. Rapordan sonra ölüme neden olabilecek derece ve yoğunlukta eylem sonucu ölümün gerçekleştiği anlaşılırsa, hiç tartışmasız şekilde sanığın öldürme suçunun ağırlaşmış halini düzenleyen TCK.82/b -d, yani 'eşe karşı işkence ile insan öldürme' suçundan cezalandırılması ve yargılanması gerekecektir." Ermiş, bu kişilerin ağırlaştırılmış ömür boyu hapsin yanı sıra diğer suçlardan da toplam 7 yıla kadar hapis istemiyle yargılanması gerektiğini belirtirken, "Tutuklu yargılanması gerekiyor" dedi.

BAKANLIK İZLİYOR
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Melek Karaaslan vakası için bugün Ağrı'ya geliyor. Şahin, olayla ilgili gelişmeleri öğrenmek için Ağrı Valisi Ali Yerlikaya'yla bir araya geldikten sonra, ailenin yaşadığı Çağlayan köyüne gidecek. Bakan Şahin ayrıca Melek'in ailesini bugün iftar yemeğinde ağırlayacak.


beni en cok vucudunun kireclenmesi ve kurtlanmasi etkilemisti. Kurtlanma, yuzunun sinekle kaplanmasi, karlar altinda dogum; olu dogum, saci 3 numaraya verme, giden akil sagligi, 4 yasindaki cocuk tarafindan beslenme. Vurdukca vuruyor insana. isminin melek olmasi ayri bir vuruyor, memleketinin agri ili olmasi agrilar icerisinde olen birisi olmasi bir daha vuruyor.
 ruhat menginin yazisindan kesitler:

Benim kadar sizi de rahatsiz ettiyse çok memnun oldum, bilmenizi isterim. O çocuk yaşta gencecik kız feci işkencelerle öldürülürken bizler kim bilir neyle meşguldük, neye gülüyor, nerede tatil yapıyorduk.

Küçük Melek bacak ve kalçaları kireçlenmiş, vücudunda açılan yaralar kurtlanmış olarak bulunmuş, bir deri bir kemik halde.. Şu anda ağlıyorum ve biliyorum ki uzun süre ağlayacağım. Sadece o zavallı çocuğa değil, bu konudaki kendi çaresizliğime de ağlıyorum. Ülkem ve toplumum adına da ağlıyorum..


Zamandan nedim hazar sunlari yazmis:

Bir Melek eksildi

Melek'in hayat hikâyesi, insanlığın karnesi aslında. Melek, kendi imtihanını yaşadı ve şimdi Rabb-i Rahim'inin, mutlak merhametlinin yanında. Dolayısıyla dünya çilesi, ızdırabı bu anlamda sona erdi. Ama insanlık çok şey kaybetti, biz geride kalanlar böylesi bir ayıp ve merhametsizliğin gizli-açık ortağı ve zalimlerindeniz artık.

Belki hâlâ tanımayanınız vardır Melek'i.

Anlatayım...

Anadolu'nun küçük bir ilçesinde açtı gözlerini dünyaya. 8 çocuklu evin ikinci büyük kızıydı. 16'sında evlendirdiler Melek'i. Şiddet görmeye başladı eşinden. Sadece kocasından değil, onun anne ve babası da bu zulüm korosuna iştirak etti. İlk çocuğunu doğurmadan hemen önce sokağa atıldı Melek. Karların içinde, kaldırımda doğurdu çocuğunu ve o an kaybetti. Buz gibi ayazda, tek başına sokakta doğum yaptı ve bebeğinin cansız bedeniyle sabaha kadar bekledi. Ruhunda öylesi büyük bir gedik açtı ki bu kayıp, bir daha toparlaması zor oldu. Toparlayamadıkça şiddet arttı, şiddet arttıkça o büsbütün bu dünyadan kopmaya başladı. Tabiri caizse 'Ailesinin üzerine attı' Melek'i kocası. Sonra toplum baskısı ile tekrar kocasına gönderildi. Zalimlik artarak devam etti. İki çocuğu daha oldu ama ilk çocuğuyla beraber çok şey kaybetmişti genç kadın. Yaşı henüz 20 olmuştu.

Yıllarca sürdü bu işkence. 24 yaşına kadar... Gördüğü maddi ve manevi işkencelerden dolayı tamamen bitme noktasına gelmişti.

30 kiloya düşmüştü Melek. Aylardır tuvalete kapatıldığı için eklem yerleri tutulmuş, yaraları belirmiş ve bu yaralar kurtlanmıştı. Yıllardır kimseyle doğru dürüst konuşmadığı ve aylardır tek başına kapatıldığı için konuşma yeteneğini de yitirmişti.

Sadece gözleri vardı sanki. Derin derin bakan ve yaşadığı acıyı artık aşmış, ahirete çevrilmiş gibi duran gözleri.

Çok fazla sürmedi hayat mücadelesi. Hastaneye yatırıldıktan bir süre sonra bu acı ve alçaklarla dolu dünyadan çekti gitti. Bir çarşamba günü, öğle vakti son kez baktı ızdırap dolu gözlerle ve kapadı yorgun göz kapaklarını. Zayıf düşmüş kalbi durmakta hiç zorlanmadı. Sessiz bir misafir gibi çekip gitti öte âleme.

Bu haberi gazetelerde okuduğum günden beri sarsıntı yaşıyorum. 30 kilo, sevgili okur; 30. Haberi okuduktan sonra 10 yaşındaki kızıma kaç kilo olduğunu sordum ve '36' cevabını aldım. 24 yaşında, biri ölmüş üç çocuk annesi Melek 30 kilo olarak ayrıldı bu dünyadan. Belinde, kalçalarında açılan yaralar kurtlanmıştı. Dizlerini doğrultamıyordu.

Bu haberden feminist söylem üretenlere de, Anadolu insanına haksızlık edenlere de, peşinen savunanlara da bir çift sözüm var: Mesele eğitim meselesi filan değil. İnsanlık meselesi. Kız çocuğunu eğitmek her şey demek değil (elbette eğitimli olmalı tüm çocuklarımız), zulmü yapan, gaddar olan, merhametsiz olan Melek değil, kocası, kayın pederi, kayın validesi. Kaldı ki, medya çarpıtıyor da olabilir. Yani eşinin ya da onun ailesinin kabahati de olmayabilir. Ama tüm bunlar gerçeği değiştirmiyor. Kedileri, köpekleri, kuşları beslediğimiz, ağaca sıkışmış kediyi, çatıya kaçmış köpeği kurtarmak için itfaiyelerin, kocaman devletin harekete geçtiği bir dünyada, Melek sahipsiz kaldı. 8 yıl acı ile yaşadı. Ve bunda vebal hepimizin. Zalim kocası ya da diğerleri kadar olmasa da en yakınındaki komşusundan, bizlere kadar herkesin bu canavarlıkta payı var.

"Sen de kim oluyorsun? / Asıl sabreden Allah!" diyor şair, sabrın sınırlarında gezinirken. Hakikaten yüce Allah büyük sabır sahibi. Yoksa bir tek Melek örneği bile kıyametin kopması için yeter sebep olabilirdi bence. Sabrediyor Allah, sabrediyor.

İnsanoğlunun zalimliğinin, vurdumduymazlığının, umursamazlığının kurbanı Melek. Korkarım ki son değil...

Bir melek eksildi bu dünyadan. Zaten sayıca fazla olan zalimler ve zalimlik bir kez daha kazanmış oldu.

kiz kardesim mommo filminin iki muhtesem soundtracki vardir ya hani. o aklima geliyor. ayselerin meleklerin hikayesini anlatir o agit ve turku.

melek evin kucuk kizi:

http://www.youtube.com/watch?v=zoMjKZdIbnY


muharrem ertas usta hukum padisahinsa daglar bizimdir der ya hani avsar bozlagini soylerken, bu dunya zalimlerinse obur dunya meleklerindir der gibi hani:


http://www.youtube.com/watch?v=Y-1PFP9yBrI


Friday, June 1, 2012

enflasyon hakkinda temel bilgiler

Enflasyon nedir?
Enflasyon, bir ulkede genel fiyatlar duzeyindeki degisimdir.sepet olarak adlandirilir. tukettiklerimizin hepsinin bir sepete konup fiyat degisiminin hesaplanmasi seklinde dusunulebilir.

Enflasyon cesitleri nelerdir?
Genelde kullanilan enflasyonlar, tuketici enflasyonu, uretici enflasyonu ve cekirdek enflasyondur.

Cekirdek enflasyonda neyin nesidir haci?
buna ozel kapsamli endeks de diyebiliriz. su sekilde tanimlamis tuik:

(çekirdek enflasyon), enflasyonun geleceğine ilişkin tahmin edici gücü yüksek olan, enflasyonun eğilimini belirleyen ve para politikasının oluşmasına yardımcı olan göstergelerdir. Özel kapsamlı TÜFE göstergeleri, fiyatlarda gözlenen tüm geçici etkilerin arındırılması sonucunda fiyatlar genel düzeyinde meydana gelen artışı ifade etmektedir

Peki kac cesit urun var bu enflasyon sepetinin icinde? o kadar kapsamli birsey mi

2012 yili itibariyle tam 444 tane urun vardir. yeterince kapsamli oldugunu dusunuyorum.

Icine bakmak istiyorum neler var sepetin icinde?

surdan bulabiliriz aslinda: http://tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?alt_id=17

Baz Yili ne demektir?
  

Sepete nelerin hangi agirlikla gireceginin belirlendigi yildir. belli araliklarla bu duzenleme yapilir. artik tuketimi dusen, agirligi azalan veya degisen oldukca bunun uzerinde degisiklikler yapilir. o degisikliklerin yapildigi yillardir. degisiklikten itibaren bir sonraki degisime kadar o agirliklar ve urunler yer alir. fiyat degisimi o agorlik ve urunler uzerinden hesaplanir.



Peki ya hesaplamasi nasil bunun?


Madde sepetlerinin ve ağırlıklarının güncellemesi, her yılın sonunda yapılmakta ve zincirleme Laspeyres formülü ile seri devam ettirilmektedir. Her yil Aralık ayı itibari ile, yeni maddeler endekse dahil edilmekte ya da önemini kaybeden maddeler endeksten çikarilmakta ve yeni ağırlıklar endeks hesabında kullanılmaktadır. Cari fiyatlarin, “yeni fiyat referans dönemi (Po)” olan bir önceki Aralık ayının fiyatlarına bölünmesiyle, endeks hesaplanmakta ve Aralık ayı endeksi ile çarpılarak zincirleme işlemi yapılmaktadır.

I=w * (Pi / Po)

I : endeks
Pi : cari ay fiyatı
w : ağırlık
Po: temel yıl fiyatı

It=wi * (Pit / PAralik(t-1)) * IAralik(t-1)

wi : yeni ağırlık
t : zaman
Madde çeşidi fiyatları geometrik ortalama ile hesaplanmaktadır.





Ya bu AKP bilerek dusuk olcuyor diyorlar dogru mu?

bunlar bizim kendi icimizde olusturdugumuz zehirli soylemler. TUIK yeterince ciddi bir kurumdur. bakiniz asaf savas akat, taner berksoy deniz gokce yazilari, sorunu yine ayni isimler. bu veriler bir kisinin hesapladigi elindne gectigi veriler ya da hesaplamalar degildir. saha calismasindan hem de ciddi bir saha calismasindan gelir. ve bircok kisi de bunun hesaplanmasinda rol oynar. butun bu insanlarin hepsini ayni partiden yapmak, birbirlerine celme takmaya calismayacaklarini dusunmek ve iktidar partisinin desifre olmasi durumunda inanilmaz agir bir darbe alacagi bir meseledir. bu kadar kisinin yapmasi mumkun olmadigi gibi bu kadar kisinin cok iyi birer sir tutucu olmasi gerekir. turkiyede bu sirlar hicbir zaman sonsuza dek saklanmaz.

uygulama olarak ise bir ulkede enflasyon gereginden dusuk olculuyosa, uzun donemde mutlaka ekonomi problem yasar. ustelik faiz dedigiiz degisken enflasyona bagli bir degiskendir. eger enflasyon dusuk olculuyosa faizde dusuk hesaplanip fiyatlandiriliyor demektir. bu taktirde yapmaniz gereken hemen kredi cekip bir ise yatirim yapmak, cunku faizden yuksek bir enflasyon varsa zaten siz ordan kazanir faizini de odersiniz ortalamada.ornegin enflasyon % 12 iken hukumet % 7 hesapliyorsa ve faizde % 10 ise zaten sizin ortalama bir is icin kredi cekip %10 faiz oderken kazanciniz ortalamada % 12 olur. aradaki % 2 sizin kazanc hanenize yazilir. riski cok dusuktur. bu bile yeterli gosterge olsa gerek. 

Peki ya pinpon topunun, ahtapotun enflasyon sepetine katilmasina ne diyeceksin, bu da mi gol degil?

Evet ofsayt. 444 tane urunden bahsediyoruz. birakin da bunlar olsun ki bunlarin bir kismi deger yitirdiginden sepetden coktan cikarildi bile. Ya cikarilmasaydi? yine birsey olmazdi. cunku enflasyon sepetinde her urun ayni agirlikta degil. petrol ya da ekmek gibi butcemizde onem arz eden urunler enflasyona daha buyuk etki eder. ne kadar cok tuketiyorsak agirligi o kadar artar, ne kadar az tuketirsek agirligi o kadar azalir. pinpon topu bir senede % 100 fiyat artisi olustursa enflasyonu % 0.1 bile etkilemez. unutma 444 urun diyoruz.

Iyi de petrole hergun zam geliyor? 

Evet haklisin. ama yine unutma geriye 443 tane urun daha var ve bunlarin icindne bir kisminin fiyati dusuyorda. Iphone denen alet bugun 2000 TL ise 2 ay sonra 1600 TL ye dusuyor. senin 1 senede benzine harcadigin paradan cok daha fazlasi Iphone a gidiyor, televizyon aliyorsun ona gidiyor 3 ay sonra bakiyorsun o TV nin fiyati mutlaka dusmus. Petrol olmasa belki enflasyon suan % 11-12lerde degil belki %8-9 larda olurdu. Yetmez mi bu kadar bir sepete etki?

Iyi de benim harcamalarima bakiyorum benim enflasyonum yuksek?

O senin enflasyonun. sen 444 urunun hepsini birden kullanmiyorsunki? belki sen Tir soforusun petrol fiyatlari cok onemli senin icin. ben ise evimin onundeki okulda ogretmenlik yapiyorum petrole hic para vermiyorum. herkesin kendi enflasyonu vardir. ama hepimizin toplamindan cikandir TUIK in yayinladigi rakamlar 

Ne zaman aciklaniyor bu enflasyon rakamlari?

Her ayin 3 unde saat 10:00 da. haftasonuna denk gelirse pazartesi gunune sarkar 

Saturday, May 26, 2012

memur maas zammi ve bakan simsek



turkiye mayis 2012 itibariyle memur maas zammini tartisiyor. ozellikle bakan simsekin dolar uzerinden maas zamlarindaki geldigi durumu aciklamasi kafalari karistirmis durumda.

Aslinda akla gelen ilk soru su olsa gerek: neden memurlar maaslarini TL cinsinden alirken, bakan simsek akp donemindeki memur maas zamlarini $ cinsinden ifade etti?

aslinda bu ifade sekli hatali olmasa bile biraz cinlik icermekte. memur maasini TL olarak alip TL olarak harcadigi surece ve yurtdisindan herhangi bir hizmet almadigi surece pek bir degeri yok. $ cinsinden ifade sadece memurun gelinen noktada dis ulkede harcama yapacagi taktirde 3 asagi 5 yukari 2002 yilina gore ne kadar daha fazla harcama yapacagini gosterir. yani turkiyeden cikip amerikaya gitseydi 3 kati civarinda harcama yapabilecegini gosteriyor, tabii amerikadaki enflasyonu ihmal edersek.memur bunu yapmadigi icin aslinda bu noktada bu veri cok anlam ifade etmiyor. memur kesimi harcamasini TL cinsinden yaptigi icin Turkiyedeki enflasyon ile memur maas zamlarini hesaba katmak daha uygundur. bu suredeki enflasyona baktigimizda 100 TL olan ortalama bir harcama 2002den 2012 ye 230 TL olmus. peki bu surede memur maas zammi ne kadar olmus? bu surede ortalama memur zammi %228 artmis, yani 100 TL olan memur maasi 328TL olmus.Bu durumda alimgucundeki artisi iki oran arasindaki fark uzerinden hesaplamak yanlis olur. yapilmasi gerekn bolmedir: 328/230=1.42. bu ne demektir? eskiden 1 tane aldiginiz urunden artik 1.42 tane alabilmektesiniz. yani alimgucundeki artis %42 olmus. memur enflasyon altinda ezildi soylemi hatalidir. ama dolar uzerinden bakildiginda 3 katina cikmis demek de insafsizlik olur. memurumuz genel olarak parasini TL olarak harcadigi icin TL cinsinden hesaplamakta yarar var.

bu tur farkli para cinsi kullanimlari uygulamada daha cok enflasyon artisinin kur artisindan daha hizli oldugu ulkelerde gorulur. iktidarlar rakamlari sisirebilmek adina doviz cinsinden ifade etmeyi tercih ederler. kurdaki artisin enflasyondan daha hizli oldugu ulkelerde ise maliye bakanlari yerel para cinsinden ifade ederler cunku bu seferde yerel para cinsinden refah artisi daha yuksektir. Turkiye orneginde ilki gecerli oldugundan bakan simsek dolar cinsinden ifade ederek hafif yollu kurnazlik yapmistir. aslinda bugun devaluasyon olsa ve dolar 2.5 TL olsa memur belkide dolar cinsinden cok kucuk bir refah artisiyla karsi karsiya kalmis gibi bir goruntu ortaya cikacakti. fakat tukettigi ekmegi dolar 2.5 TL ye bile ciksa yine dunku fiyattan alacakti. dolayisiyla TL cinsinden alimgucu degismediginden kur uzerinden degisim biraz sanal gibi olacakti. (petrol gibi dolara bagli ithal urunler haric). bizde ithal urunlerin toplam ithalattaki payi bile % 12dir. ithalatimizi tuketmekten ziyade ara mali almak ve enerji acigini kapatmak icin yapmaktayiz.

burdan cikarmamiz gereken sonuclar nelerdir?

2002 yilindan bu yana hukumet enflasyona karsi vatandasini ezdirmemistir. hatta en dusuk memur maasindaki artis %300lerde oldugundan alimgucu artisi %80i bulmakta ortalamada ise % 42 oraninda alimgucu artmis (maas artisindan enfasyonun cikarilmis hali, dikkat)

bakanin acikladigi dolar uzerinden hesap ise dogrudur fakat memuru cok ilgilendiren bir durum degildir. dolayisiyla dolar uzerinden gelir 3 katina ciksa bile harcama olarak 3 katina degil 1.4 katina cikmistir.

bu arada, gulay gokturkun yazisinda belirttigi uzere memurlarin butceden aldigi pay %30a cikmis ve ustelik memur alim artisi son 30 yilda nufus artisindan daha fazla olmustur.http://gundem.bugun.com.tr/memur-maaslari-2-193595-makalesi.aspx

alimgucunde artis olmus fakat bakanin dedigi kadar da 3 kat harcama yapacak durumda degildir memur yurtdisinda harcamadigi surece. yani bakan ekonomi guzelken kur uzerinden aciklayarak makyajla daha da bir guzel gozuksun mantigi tasimaktadir:)

son olarak da enflasyon sepeti ile ilgili yapilan elestiriler hakkinda bilgi vermek isterim. yine gulay gokturkun
gundem.bugun.com.tr/memur-maaslari-193505-makalesi.aspx yazisinin altinda enflasyon sepetindeki pinpon topundan vesaire bahsetmekte ve bunun enflasyonu dusurdugu kanisi hakim olmaktadir. aslinda bu urunlerin bircogu kaldirildi. kaldirilmasa bile sepetteki agirligi cok onemlidir. ornegin ekmek fiyati ile pinpon topunun agirligi bir olmamaktadir. cunku ekmek tuketicinin butcesi icerisinde aylik olarak cok daha buyuk yer kaplamaktadir. enflasyon sepetinin icerisinde 400den fazla tuketim maddesini de gozonunde ayrica bulundurmak gerekir. hic kullanilmadigi dusunulen bu pinpon topu vs ancak 400 kusur urunden 10 tanesi bile etmemektedir. etse bile en dusuk agirlikta olduklari icin pinpon topunda fiyat %50 bile dusus olsa enflasyonda % 1 etki yapmayacak agirliktadir. bu nedenle bu tur elestiriler anlamsizdir.

memur maasina zam dusuk mudur yuksek midir goreceli bir konudur ama yukaridakiler su goturmez rakamsal gerceklerdir. yukardaki rakamlar gecmisteki durumu ozetler memurun hakettigi maasin ne olmasi gerektigine dair bir yazi degildir.

Monday, May 7, 2012

bir efsane: JR Smith



Bilinmeyen adiyla Earl III, bilinen ve meshur oldugu adiyla Jr Smith, 1985 yilinda New Jersey'nin freehold mintikasinda dunyaya geldi. dunya nufusunun % 99u icin siradan bir insanken basketbola estetik bir guzellik getirmesiyle en azindan bir kisim dunyali icin siradan biri olmaktan cikti. belki hala dunya nufusunun % 99u icin birsey ifade etmiyordur ama 99 rakamindan sonra gelen kusurat icinde eminim ki cok buyuk kipirdamalar olmustur.
Ortaokulu Millstone ortaokulundan sonra Steinert, McCorristin ve Lakewood liselerinde okudu. Sonuncusu olan Lakewood lisesindeyken basketbolla tanisti. muhtemelen 200li yillarin basina denk gelen bu donemden sonra Benedict Hazirlik okulunda okudu. Burada okudugu(!) donemde okul takiminda 27 sayi 6 ribaund 5 asist  ortalamalari ile oynadi. Daha sonra efsanenin dogdugu ve dogurdugu  efsaneleyle birlikte kendisi de efsane olan North Carolina Universitelerinin Chapell Hill olanina adim atmak icin niyet mektubu imzaladi. Ekonomiyle ilgilenen birisi olarak sunu da belirtmeliyim ki North Carolina Universitesi en iyi 50 ABD universitesinden biridir ve benim gibi bircoklarinin da okumak istedigi bir universitedir. Zamaninda oradan ekonomi doktorasi kabulu almama ragmen baska sartlardan dolayi Pittsburgh universitesini tercih etmisimdir.

2004 nisan ayinda Mc Donalds All American Gamesde cok basarili bir performans gosterip en degerli oyuncu secildi ve bu da birtakim fikirlerinin degismesine yolacti. Mc Donalds All American Games lise mezunlari uzerinden yapilan bir All Star macidir Kanada ve Amerikadaki en basarili lise mezunlari ogrenciler oynatilarak. Bu oyunda boy gostermis ve en iyi 35 oyuncu arasina giren isimler arasinda Magic Johnson, Isiah Thomas, Dominique wilkins, Patrick Ewing, Michael Jordan, Alonzo Mourning, Shaquille Oneal, Danny Manning, Grant Hill, Jason Kidd, Kevin Garnet, Kobe Bryant gibi isimler de var. ama mvp olabilmisler arasinda Zach Randolph, Shawn Bradley(!), shaquile oneal, kevin garnet, jj reddick, lebron james durnt beasley ve tyreke evans var.kendine gelen guveniyle birlikte kolej okumanin gereksiz oldugunu dusunen Jr Smith NBA draftlarina katilmaya karar verdi. 2004 NBA draftinda New Orleans Hornets tarafindan 18. siradan secildi liseli olarak.Caylak sezonunda 10.3 sayi ortalamasiyla oynadi. 2006da once Chicago sonra da Denver Nuggets a takas edildi. new york knicks ile yapilan bir mucadelede rakip oyuncu ile kavga etmesi nedeniyle 10 mac ceza aldi. O macta Carmelo Anthony ise 15 mac ceza almisti ve iclerinde en yuksek ceza ona verilmisti.

http://www.youtube.com/watch?v=O2_WKa6BAXI

2009 yilinda Sacramento Kingse karsi kariyer macini oynadi ve tam 45 sayi gonderdi rakip potaya. bu macta tam 11 uc sayi atmistir ve attigi sayi klup rekorudur bencten gelen bir oyuncu olarak. zaten yedek olupta 3 mac 40 sayinin ustunde atabilen bir oyuncu olarak da rekor kirmistir yine. lockout suresince Cinde basketbol oynadi ve akabinde Carmelo Anthony ile New York Knicks'te bulustu. Denverda beraber oynarken bir trafik kazasi da yasamislardi. Carmelonun arabasini Jr Smith kullaniyordu. bu onun karsilastigi ne ilk ne de son trafik kazasi aslinda. ilginc olmayan bir sekilde trafik kazalarinin icerisinde buldu kendini birck kere. afroamerican basketbolcularin olaya karismalarina hangimiz alismadik ki? kazalarin birisinde hatali oldugundan 90 gun hapis ceazsi bile almisken 500 saat kamu hizmeti ve 24 gun hapis cezasi ile yirtmistir(!). ya da soyle diyebiliriz 500 saat kamu hizmeti 24 gun hapis ceazsi ve 7 nba macinda oynamama cezasi almistir. 8 ayda 5 ceza yeme gibi bir ozelligi de vardir mesela o kadar ki canavardir trafikte.

NBA tarihinin en ilginc cezalarindan birisini de o almistir. Kiz arkadasi Tahiry Jose'un izin almadan kendi macini izlerken uygunsuz bir fotosunu twitter hesabinda paylasmis ve NBA yonetiminden 75000 dolar ceza almistir. takim yonetiminden birilerinin kendisiyle konustugunu ve hatasini anladigini daha sonra itiraf etmistir.

http://sports.yahoo.com/blogs/nba-ball-dont-lie/nba-strangely-decides-fine-j-r-smith-lame-010801350.html

zaten akli basinda birisi oldugu hep tartisma konusu olmustur. daha dogrusu hic olmamistir. zakasinin onplana cikarildigi pek gorulmemisken kararlarindaki sacmaliklar hep elestirmistir. LA Lakersa karsi oynanan playoff macindaki sut tercihlerinden dolayi George Karl zekasini hedef alan aciklamalarda bulunmus bir sure surtusmuslerdi. ayni dakika icerisinde topu kaldirip 4 kez 3luk deneyip 4unde de basarisiz oldugu gorulmustur.Belkide o yetenek ile akla birarada kullanamadigi icin bugun Kobe Bryant olamamistir. Belki de bu nedenle lakabi "mucize"dir ama tek yonlu degil cift yonlu mucizelere el attigi icin de kelime hem pozitif hem de negatif anlam icerebilmektedir. mucize kelimesinin negatif anlamda cagristirabileck yegane kisidir.


ama Jr Smithi bunlar uzerinden hatirlamak animsamak basketbola yapilmis buyuk bir hakarettir. basketbol tarihindeki en guzel smaclardan bircogunda onun adi gecer. ozellikle 2010 yilinda San Antonio Spurs macinda yaptigi smaci unutmak imkansizdir bir basketbolsever icin. ingilizce explosive sozcugu sanki o dusunulerek uretilmis bir sozcuk gibi. mac rutin sekilde devam ederken birden hizlanan bir adam ve ne oldugunu anlamadan ucan ve cembere tutmasa hali nice olurdu dedirtecek sekilde potaya uzanis:
http://www.youtube.com/watch?v=ZdmsNA6yhXY
o parlak gecen sezonda gary neal hic bu kadar kendini kotu hissetmemisti muhakkak. tarihe gecen smacta poster rolunu oynamayi kim ister ki?belkide yapacagi en iyi savunma "its the Jrsmith thats the JrSmith" olabilir. bu gecerli bir mazerettir. Blake Griffin michael jordan ve hatta dominique wilkons kizmasin aa gelmis gecmis en iyi smactir bu. Ayni sezon wade de cok iyi smac yapmistir ama hani derler ya bu baska boylesi gelmedi turunden bir smacti o. 2012 playofflarina da yine damga vurmayi da eksik etmemistir smacla

http://www.youtube.com/watch?v=WVpLXF6g_PE

Caner Gerek
University of Leicester

referans
http://en.wikipedia.org/wiki/J._R._Smith#cite_note-26

Sunday, March 18, 2012

islamda piyasaya mudahale

islam prensip olarak piyasaya mudahele etmez; arz ve talep gibi tabii ve iktisadi kaideler icinde pazari serbest birakir. nitekim peygamberimizin zaman-i saadetlerinde fiyatlar yukselmis, narh koyarak fiyatlari sinirlamasi icin kendisine basvurmuslardi; soyle buyurdu: "Fiyati ayarlayan, bolluk, darlik, ve rizik veren Allah'tir. suphesiz ben, -hicbir kimsenin, benden talep edecegi mal ve can hususundaki bir haksizligim olmadan,- Allah'a kavusmak emelindeyim"

Ancak fertler bu hurriyeti toplumun zararina olacak sekilde kotuye kullanirlar, ihtikar, stokculuk, luks tuketimi koruklemek gibi yollara saparlarsa mudahale ve sinirlama zaruri olarak caiz gorulmustur.

kaynak: gunluk hayatta helaller ve haramlar, Hayrettin Karaman, iz yayincilik

Saturday, March 17, 2012

EMINE AKCAY CINAYETI

CINAYETI KOR BIR BALIKCI GORDU SANIRIM. EMINE AKCAYIN OLUME GIDEN HIKAYESI


http://gundem.milliyet.com.tr/-bulgar-kadinlara-para-kaptirdi-/gundem/gundemdetay/17.03.2012/1516595/default.htm


17 Mart 2012 - 10:37

"Bulgar kadınlara para kaptırdı"

Adana'da çocuklarının ısınması için saç kurutma makinesini açtıktan sonra yaşamına son veren Emine Akçay'ın ölümüyle ilgili yeni iddialar...

Yoksulluğun pençesine fazla dayanamayıp iki çocuğunu yan odada hayata terk ederek kendini asan Emine’nin dramı dalga dalga yayıldı. Önce mahallesine, sonra Türkiye’ye. Mahalledeki komşuları, yakınları, “Nereden bilebilirdik” derken sızlayan vicdanlarını dindirmeye çalışıyor gibiydi...

Adana böyle bir kışı uzun süre yaşamamıştı. Titreye titreye elindeki 6 liralık bozuklukla gitti oduncuya... “Altı liralık odun verir misin?” diye sordu, yine soğuktan titreyerek... Titreten soğuk muydu onu da bilmiyoruz aslında, belki de benliğini saran umutsuzluktu! Evde gerçekten soğuktan tir tir titreyen ve sürekli ağlayan altı aylık kızı Kardelen’le, altı yaşındaki oğlu İsa bekliyordu. Ev dedikse, dört bir köşesinden nem ve soğuk geçiren bir gecekondu!
DHA’nın haberine göre o oduncu çok iyi anımsıyor 26 yaşındaki gencecik Emine Hanım’ı… “Altı liralık odun olmaz ki hanım!” dediğindeki o bakışlarını da… O bakışlar üzerine 10 kilo odunu çuvala doldurmuş, “Para istemez” demiş. Hava yağmurlu, odunlar da ıslak! Yine de 10 kiloluk çuvalı sırtlayıp koştura koştura gitmiş eve Emine… Hemen sobaya atmış odunları ve yakmaya çalışmış! Bir, iki, üç deneme, nafile odunlar öyle nemli ki yakmak mümkün olmamış. Çare tükenmez demiş kendi kendine… Eski bir kamyon lastiği varmış evde, son gücüyle onu parçalayıp atmış sobaya…
Tek bir kıvılcımla cevap verse sobadaki o lastik parçası belki her şey farklı olacakmış. Yok, o gün hayat bırakın ışığı tek bir kıvılcımı layık görmemiş ona… Bilemiyoruz ama büyük olasılıkla o an vermiş kararını… O küçücük zaman diliminde hayatın nasıl da pamuk ipliğine bağlı olduğunun acı hikayesi işte Emine’ninki… Koşup saç kurutma makinesini almış, takmış fişe… Kardelen’i almış yanına, İsa’yı da çağırmış. “Al bununla hem kendini ısıt hem de kardeşini” demiş sadece…
Oğluna vasiyeti bu! Hiçbir şey yok başka ağzından çıkan… Yine titreye titreye mi geçti yatak odasına onu da bir o bir de Allah biliyor! O güne kadar çocuklarını ninniler söyleyip, sallayarak uyuttuğu salıncağın tavana çakılı demirini seçmiş son yolculuk için… Dolamış ipi kancaya, geçirmiş ilmeği boynuna… Tek ses işitmemiş İsa, elinde saç kurutma makinesi Kardelen’i ısıtmaya çalışırken… İntihar evine gidiyoruz. Aydınlar Mahallesi diye bir mahalle... Bir tabelası eksik ‘Buraya refah uğramaz’ yazan!
Taşı toprağı yoksulluk bir mahallenin en yoksul evi Emine’lerinki.. Evde ölüm sessizliği, kimse yok... Emine’nin belki de o günün sabahı yıkayıp astığı, İsa’nın kırmızısı çoktan pempeye dönmüş, lime lime olmuş kazağı, paçaları yırtık pantolonu ve daha birkaç parça çamaşır asılı duruyor balkonda... Bir de hemen altlarında, bir diğerini yakmaya uğraşıp da başarılı olamadığı kocaman kara bir araba lastiği...

"SES VERSEYDİ" DİYORLAR
Sokaktaki komşularına soruyoruz. “Nasıl bilirdiniz? Niye böyle yapmış olabilir sizce?” diye... Herkes “Keşke!” ile başlıyor söze... “Keşke bir ses etseydi, yardıma ihtiyacım var deseydi, ne yapıp eder, yardım ederdik. Ama hiç kimseyle görüşmezdi ki!” diyorlar, vicdan azabı ve utanç içinde... Sanki suç onlarınmış gibi çoğu konuşurken başını önüne eğiyor.

Onları rahatlatmak için, “Demek ki yoksulluğundan utandı, gurur yaptı” diyorum. Karşı komşusu 78 yaşındaki Kemal Amca, “Bizim yiyecek ekmeğimiz, ısınacak odunumuz yok dese, yardım etmez miydik kızım?” diyor. Derken ne kadar yalansız, dolansız konuştuğunu gözlerinden akan yaşlardan anlıyorum. “Bak işte o burada oturuyor ben karşıda oturuyorum. Bu kadar yakınız... Ama o kızcağızı da tanımam, kocasını da... Üç yıldır burada oturuyorlar üstelik. Hepimizin suçu var. İçine kapalı bir kızcağızmış, anlayamadık. Biz artık bu vicdan azabıyla yaşayacağız kızım” diyor... Yaşlar yine dökülüyor bir bir gözlerinden... Boğazım düğüm düğüm oluyor, konuyu değiştireyim diyorum. Emine’nin ölümünü televizyondan öğrenip, belki ailesine bir yardımım dokunur diye koşup gelen Belgin Hanım, “Tanımazdım ama ben bile vicdan azabı duyuyorum. Nasıl oldu da haberimiz olmadı? Üç gündür sürekli ağlıyorum. Zorumuza gidiyor kızım. Çok geç kaldık, çok!” diyor.

Aydınlar Mahallesi’ndeki birkaç hanenin vicdan yapması yetmez ki... Hepimiz yapmalıyız! Gerçi geç kalan vicdan olmaz ki Emine’nin derdine derman!
"O YÜZÜ UNUTMUYORUM"
Ben böyle düşünürken Emine’nin alt komşusu Iraz Hanım geliyor yanımıza, kucağında 1.5 yaşındaki oğluyla. O da farklı bir şey demiyor; “Hiç kimseyle konuşmazdı, çok içine kapanıktı. Hiç yardım istemezdi. Hiç kimseye bir kötülüğü yoktu” diyor... Aslında bunları söyleyebilmek için adeta çabalıyor, sözcükler ağzından zar zor, kekeleye kekeleye çıkıyor. Anlıyorum ki hala şokta, üstelemiyorum... O arada adını vermek istemeyen bir adam giriyor söze, “Yanımızdan geçerken bir merhaba dese 50 kere iş bulmuştum kocasına” diyor, uzaklaşıyor... Niye böyle bir şey dediğini anlayamıyorum, ama nedense hiç samimi gelmiyor, zaten o da sormama fırsat vermeden uzaklaşıyor...

Bu arada uzaktaki oduncu çekiyor dikkatimi... “Acaba Emine en son oraya mı gitmişti elindeki 6 lirayla” deyip, gidiyorum yanına... “Yok ama benden de alırdı” diyor Adnan Küçükkara. Bakıyorum, zaten odunlar hep kapalı yerde, oradan almış olamaz diye düşünüyorum… O devam ediyor: “15 gün önce buraya geldi. Kucağında bebesi ve oğluyla... Yağmur yağıyordu. Tarttım odunu... Yüzüne baktım, çok kötüydü. ‘Ablacığım, bir sorunun mu var? Rahatsız mısın?’ diye sordum. Hiç ses etmedi. O yüzü hiç unutmuyorum, sanki ölü yüzü gibiydi. Kocasıyla gelir giderdi, selamlaşırdık, bilmezdik bu kadar yoksul olduğunu...” KİLOSU 50 KURUŞTU AMA...

“Parasını verebilmiş miydi o gün odunların peki?” diye soruyorum utana sıkıla…“Verdi. Kilosunu 50 kuruştan satıyoruz. 5 liralık odun aldı. Yüzünden belliydi, çok gururlu bir kadındı. Kimseden bir şey istememiş, öyle anlatıyorlar arkasından. Keşke bilebilseydik... Çocukları da küçücük daha... Ah abla, insan yoksulsa, bir de gururluysa bu dünyada işi çok zor!” diyor. Sözünün devamı getiremiyor, başlıyor ağlamaya koca adam...

Aklıma,“Gerçekten bir selam verse kocasına 50 kere iş bulurdum” diyen adamın sözleri geliyor... Aynen aktarıyorum oduncuya... “Bu hayat böyle işte! Kadın ölmüş gitmiş geride kalanlar hep melek oldu. Önemli olan o yaşarken bir şeyler yapabilmekti” diyor... Utanıyorum, susuyorum...

Sözün özü, Emine’nin intiharının ardından bir vicdan azabı kaplamış Aydınlar Mahallesi’ni... “Nasıl fark edemedik derdini?” diyor, kendilerini sorumlu tutuyorlar komşuları. Nasıl fark edeceklerdi ki, yoksulluk diz boyu bu mahalledeki her hanede... Herkes düşmüş kendi derdine... Geçmişte kalmış ‘sen tokken komşun aç yatmayacak’ emri gökten inen... Burada herkes aç yatıyor zira! Oduncunun sözleri herkesin kulağına küpe misali; “Yoksulsan bir de gururluysan yandın!”... İnsanlığın hali pür melali bu işte, yoksula yardım için kuyruğa giremeyen onurlu insanlar var bu ülkede hala... “Gurur karın doyurmaz ki!” demeyin sakın, “Karnı tok, ruhu aç yaşamak mıdır yoksulun kaderi?” diye sorun birilerine!
KOCASI BULGAR KADIN ÇETESİNE 60 BİN LİRA KAPTIRMIŞ
Emine Akçay’ın ölümünün perde arkasında, eşi Hüseyin Akçay’ın Bulgaristan’daki çete tarafından 60 bin lira dolandırmasının bulunduğu ileri sürüldü. Akçay’ın, İmamoğlu ilçesinde oturan annesi 50 yaşındaki Cennet Konur ve kız kardeşi Ayşe Ünal ile akrabaları, şok iddialarda bulundu. Yakınları, Emine Akçay’ın babasından kalan mirası satıp aldığı 60 bin lirayı, eşi Hüseyin Akçay’ın, Bulgaristan’dan telefonla arayıp arkadaşlık kurarak paralarını dolandıran kadın çetesine kaptırmasıyla bunalıma girip ölüme gittiğini söyledi.

Emine Akçay’ın ölüm haberlerinin medyada geniş yer bulmasının ardından Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü İpek Kobaner, Hüseyin Akçay ve babası Kazım Akçay’a taziyede bulundu. İpek Kobaner, duvarları sıvasız, çatısı çinkolu evde kalan iki çocuğa çeşitli hediyeler verdi. Çocukların sağlık durumunu soran İpek Kobaner, “Böyle bir olay hepimizi çok üzdü. Devlet olarak Emine Hanım’ın geride kalan çocuklarına sahip çıkacağız. Acil ihtiyaçları belirleyip, karşılayacağız. Çocukların yuvaya alınmasına gerek yok. Ailenin yanında kalacaklar. Hüseyin Akçay’a da iş bulmaya çalışacağız” diye konuştu.